...KAZANMA VAKTİ...


Nefsimiz güneş gibidir, uyuduğumuzda batar.
Ama bizler güneşli havaları severiz. O sıcağın altında sabırla beklemeyi biliriz...
   “Uyu, sakın kalkma daha sonra kalkarsın. Bırak şu işlerini sen kafanı dinlemeye bak. Hem kalkıp boş boş iş yapacağına burada bedenini dinlendirirsin.” aynen böyle söylüyordu Ömer’in nefsi…
   Onun başıboş tembel olmasını istiyordu her zaman ki gibi ama Ömer bu olamazdı. Ömer nefsine yenilemezdi. O anda Bismillah diyerek birden o sıcak ve rahat yatağını bırakıp elini, yüzünü yıkamaya gitti. Şeytan bu duruma çıldırıyordu. Nefsi de yine türlü türlü kurnazlıklar planlıyordu. Ömer abdestini de aldıktan sonra kahvaltı telaşı başlamış oldu.
   Her zaman ki gibi sofrası da bereketliydi. Peynirler, zeytinler, ballar, yağlar hepsi müthiş görünüyordu. Tabi nefsi yemek esnasında bile Ömer’in aklına giriyordu: “Ne o ekmek kırıntılarını topluyorsun, bezle siler atarsın. Hem parmaklarını yalıyorsun falan hiç uğraşma bence.” bunlar Ömer’in aklına çoktan girmişti ama o anda Peygamber Efendimiz(s.a.v) bir hadisi geldi aklına: “Ekmeğe saygı duyun. Çünkü o göğün ve yerin bereketlerindendir. Kim sofradaki ekmek kırıntılarını yerse günahları bağışlanır.” ve hemen bu hadise uyarak, yine nefsine resti çekerek ekmek kırıntılarını yemeye devam etti.
   Daha sonra dışarıdaki işlerini halletmek için hazırlanırken bilgisayardan bazı dosyaları almayı unuttuğu için hazırlandığı anda da bilgisayarının açılmasını bekliyordu. Bilgisayardaki işlerini de halledince evden çıktı… Telefonuyla arkadaşını ararken çoktan buluşacakları yere gitti. Arkadaşına beklediğini söyleyerek lokantadaki yerine oturdu…
   Çok geçmeden arkadaşı da lokantaya geldi. Yemekleri söylerken nefs yine konuşmaya başladı: “Bence sen çok açsın kebap al, yanında pilav al birde yanında salata ama bunlar hep iki porsiyon olsun ne olacak israf olmaz. Sen açsın yemeye ihtiyacın var.” der. Ömer aldırış etmiyordu çünkü yine aklına bir hadis gelmişti: “Az yiyerek maddi manevi hastalıklarınızı tedavi ediniz. Az yiyiniz sıhhat bulunuz.” garsona da sipariş verirken bu hassasiyete dikkat ederek siparişleri verdi.
   Yemekler bittikten sonra iş konusu hiç vakit kaybetmeden başlamıştı. Ömer, arkadaşına bir hafta sonra yapılacak olan konferansın detaylarını gösteriyordu. Bir bakıma organizasyon Ömer’e aitti.
   O sırada çaylar içilirken yanlarına bir kız geldi. Hemen Ömer’in arkadaşı Tolga, kız ile sarıldıktan sonra kız Ömer’e elini uzatarak: “Merhaba, ben Merve.” derken o saniyelerde nefs yine Ömer’in aklına girmeye başlamıştı: “Kıza elini uzatsana ne olacak sanki elini yıkarsın geçer. Bu kadar kasma kendini bence. Ya hu tanımadığın birisi uzat elini hadi.” bu düşüncelere rağmen Ömer, Merve’nin elini sıkacağı yere elini kalbini üstüne götürerek: “Bende Ömer.” der ve Tolgaya dönerek: “Konuştuğumuz gibi yaparsak konferansta Allahın izniyle bir sıkıntı olmaz. Allah yardımcımız olsun. Ben gidiyorum Allaha emanet olun, haberleşiriz Tolga.” diyerek lokantadan uzaklaştı.
   Eve geldiğinde çalışmaları son hız devam ediyordur. Üzerine çalıştığı başka bir konferans vardı. Biraz sıkıldıktan sonra dinlenmek için kitap okumaya başladı. Kitap okurken nefs tavsiyelerine son hız devam etti: “Bence bırak şu kitabı, bilgisayar aç. Orada oyun oyna, internete gir hem kafan dağılır.” Ömer o gün için ilk defa nefsinin isteğini bilgisayarı açarak yerine getirdi.
   İnternete girdiğinde ilk işi facebook’unu açmak oldu. Girdiğinde gelen kutusuna bir tane mesaj geldiğini gördü ve merakla mesajı açtı. Hiç tanımadığı bir kızdan Ömer’e mesaj geliyordu. Ömer ilk önce şaşırdı çünkü mesajda: “Ben seninle tanışmak istiyorum, lütfen mesajımı görünce cevap verebilir misin?” yazıyordu. Hiç mesajı görmemiş gibi bilgisayarı kapattı ve hemen alnını secdeye götürdü. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı çünkü nefsinin götürdüğü yolların tehlikeli olduğunu bilerek hala onun dediklerini yaptığı için Allahtan af dilemek için ağlıyordu.
   Abdestini tazeledikten sonra namazını kıldı ve dinlenmek için bu sefer nefisinin dediklerine uymadan kitabını okumaya devam ediyordu. Uyku tüm güzelliğiyle Ömer’in gözlerine inerken Ömer yatmaya gitti. Dua etmeyi unutarak yattığını fark ettiği anda nefsi günün son akıl dersi olarak yine Ömer’in aklına girmeye çalıştı: “Yat yat hiç kalkma dua etme bugünde, ne olacak sanki uyu hadi çabuk!” Ömer göz kapaklarını açarak gözlerinin beyazı kırmızı olmuş bir şekilde sinirli bakışlarla boşluğa bakarken: “Sus artık senin dediğini yapmayacağım. Git başımdan.” diyerek yatağında doğruldu ve duasını etti. Okuyup üfledikten sonra sağ tarafına dönerek uykunun eşsiz kollarına kendini bıraktı. O sırada Ömer’in nefsi: “Sen şimdi uyu, uyandığında yine ben varım ve sen ölene kadar seninle olacağım…” der ve Ömer’in günü orada biter…
   Hepimiz nefsimizle her gün savaşmak zorundayız... Bu Ömer’in bir günüydü. Kim bilir herkesin bir günü nefsiyle nasıl geçiyordur kesinlikle çok farklıdır. Biz geçirdiğimiz günlerde yaşadığımız zaman içinde onun sözlerini dinlememeye çalışırız inşaallah… Allah yardımcımız olsun…

                                         Her dakika nefsimizin bir oyunuyla karşılaşıyoruz.

                                                 Peki, bu oyunu kazanabiliyor muyuz?

6 yorum:

  1. Öyle büyük bir imtihan ki sanırım pek fazla kazanamıyoruz bu imtihanı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeter ki kazanmaya çalışalım Allah yardımcımız olacaktır inşaallah...Selam ve Dua ile...

      Sil
  2. güzel paylaşım teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim...Selam ve Dua ile...

      Sil
  3. Merhaba ,
    Bloğunuzu takibe aldım. Benim bloğuma da beklerim. Sevgilerle ..
    grilady.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler hayırlısıyla bakarım inşaallah...Selam ve Dua ile...

      Sil