...OYUNA GELME...

Vesveseli düşünceler mi?
Patlatalım şu düşünceleri...(tabi patlatabilirsek)
   Üniversite otobüsünden indikten sonra fakülteye girene kadar yağmurun şiddetiyle Ömer’in üstü başı yağmur suyuyla ıslanmıştı. Sınıfa girdiğinde gözleriyle nereye oturacağına bakarken üstündeki montu çıkarıp askılığa astı. Sırasına oturduktan sonra çantasından kitabını çıkartarak sınıfın gürültüsünde anlamaya çalışarak kitabını okumaya başladı. Yanında oturan Fethullah, Ömer’in duyacağı şekilde:
   “Canım çok sıkıldı ya, hocada gelip ders işlese de gitsek.” Ömer sırasının üzerine koyduğu kitap ayracını, kitabının arasına koyduktan sonra:
   “Elbet canın sıkılır Fethullah, baksana sınıfın gürültüsüne sanırsın ki ses bombası.” Fethullah, Ömer’in ses bombası deyişine tebessüm ederek karşılık verdi ve dinlemeye devam etti, “haliyle bu seste kimseyle konuşmamak canının sıkılmasına sebep olabilir ama tavsiyemdir gelirken yanında kitap getirebilirsin. Kitapların içine girdin mi çıkmak istemeyiz bile. Gerçi bu da kitaptan kitaba değişir.”
   “Bakalım ya getiririm hayırlısıyla.” derken sınıfın kapısı kapanmıştı. Belli ki sınıfa Öğretmen gelmişti. Elinde kırmızı renkli küçük not defterini göstererek:
   “Bugün not defterimi de getirdim, önceki hafta ne işlediğimizi söylemek isteyen var mı?” 70 kişilik sınıfta elini kaldıran 3 veya 4 kişiydi. Bunların arasında Ömer de tereddütle elini kaldırmıştı. Söz hakkı elini kaldıran herkese verildi. Ömer de kalkıp bir şeyler anlatmaya çalıştıktan sonra Öğretmen, konuşan kişilerin hepsinin ismini kâğıda yazdı. Ömer ismini söylerken biraz heyecanlanmıştı ama ders onun için başlamıştı…
   Ders devam ederken, aralarda hocanın, öğrencilere soru yöneltmesiyle, Ömer hemen elini kaldırarak cevap veriyordu. Böyle ön planda olması onun hoşuna gidiyordu ama böbürlenmek veya “ben en çalışkanım bunu hepiniz görün.” demek için değil. Sadece derste uyumamak ve öğrendiğini anında dile getirmek için devamlı el kaldırıyordu, haliyle böyle olunca ön planda olmaması imkânsız bir hal alıyordu. Yine birkaç sorudan sonra, hoca derse katılanların ismini not defterine yazarken, Ömer’e bakarak: “Senin ismin neydi?” Ömer sakin bir şekilde:
   “Ömer, orada yazı…” Öğretmen Ömer’in sözünü soy ismini söyleyerek kesti. “Güven, Ömer GÜVEN…” not defterini kapatırken, “Peki, arkadaşlar, bu yazdığım isimlerin hepsine aynı notu vermedim, bazı kişilere biraz daha fazla not verdim, bu kişilerin kim olduğunu tahmin ediyor musunuz?” sınıftan çoğu kişi, “Evet.” cevabını verdikten sonra, Öğretmen’in can alıcı sorusu gelmişti. Ömer’in şaşırıp heyecanlanacağı soru: “Peki, bu kişiler kim?” Ömer için o an her şey ağır çekimle ilerliyordu… Fethullah’ın o anda içtiği suyun sesi, sanki Ömer’in kulaklarına net bir şekilde geliyordu, “luk luk” Ömer bu hal içinde olurken daha da heyecanlanacağı cevap sınıfta ki çoğu kişiden gelmişti: “Ömer’dir hocam.” artık Ömer kimseyi duyamayacak şekilde bir kaplumbağa gibi, kabuğuna çekilerek iç muhasebesini farkında olmadan yapmaya başlamıştı:
   “Oğlum Ömer kendine gel, kibirin kirli ellerine doğru gitme, sakın hee… Nefsin oyunu bu, senin aklına bu düşünceleri sokuyor ki, aklın bunlarla meşgul olsun. Aman Ömer kanma bu oyuna.” Ömer’in vicdanı ya da ruhu adeta, nefse karşı bir mücadele veriyordu. “Oğlum Ömer nefsin oyununa gelmemek için ne yapacağını çok iyi biliyorsun. Salâvat getir Ömer, salâvat…” Ömer, açık olan gözlerini kapatırken bir salâvat getirdikten sonra belini doğrultarak, ciddiyetini bozmadan direk olarak hocaya bakarak dikkatlice dersi dinlemeye devam etti.
   İşte o an anladı ki nefsimiz bize her an vesveseli düşünceler sunabilir. Eğer ki biz bu düşüncelere aklımızda yer verirsek nefsin oyununa gelmişiz demektir.

                                                    Düşünceler, düşünceler,

                                                             Vesveseli düşünceler…     

3 yorum:

  1. Hz. bizleri göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa nefsimizin eline bırakmasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorum eksik mi gelmiş anlamadım ama Amin...Selam ve Dua ile...

      Sil
    2. Evet. Hz. Allah yazmak istemiştim. :)

      Sil