...KALEM DİLE GELİNCE...


Düşüncelerin kalemden kağıda dökülme isteğiyle,
Kalemin kağıtla buluşma anı...
   Düşünceler çoğalıyordu, zihni bulanma derecesine gelmişti. Bir çıkar yol bulup düşüncelerini toparlaması gerekiyordu ama nasıl? Bu soruyu Ömer günlerce, haftalarca düşünmüştü ama ne yazık ki düşünceleri hala aynı durumdaydı. Sade ve şekilsiz düşünceler…
   Düşündüğü o kadar çok şey vardı ki hangi düşüncesini toparlasın bilemiyordu. Ömer, bu aralar düşünceliydi ama bir o kadarda düşüncelerini gerçekleştirmeyen bir kişi olmuştu. Güzel düşüncelerini, öğrendiği bilgileri hoş sohbet çerçevesinde insanlığa o düşünceleri yaymak Ömer’in ilk isteğiydi. İsteğini yapmak için bazı adımlar atması gerekiyordu.
   Atması gereken ilk adım ise: “İNANÇ” hedeflerini şekillendiren düşüncelerine inanıyordu. İnanması gerekiyordu yoksa insanlar Ömer’e inanmazdı. Hem düşünecek olursak gerçekleşmesine inanmadığımız bir projeye insanların inanmasını nasıl bekleyebiliriz ki… Ömer adım atmaya devam etmeliydi. Hedefine az kalmış olabilirdi bunu düşünmek bile Ömer’i motive etmeye yetiyordu ve Ömer ilerliyordu ikinci adımı atmak istiyordu.
   İkinci adımı ise: “DOĞRULUKLARI ARAŞTIRMAK” inandığı yolda sadece HALK için değil de HAKK için yürümenin doğru olduğundan hedefindeki yanlış düşünceleri kaldırması gerektiğini anlıyordu. Halk için yürüdüğü yolun sadece dünyalık olacağını biliyordu.
   Mesele hem Dünya’ya hem de Ahiret’e çalışmak. Tek tarafa yönelmek Ömer’in doğru bulmadığı bir seçimdi. Araştırmalara hız kesmeden devam etmek istiyordu. Bunlar aklında planladığı düşüncelerdi; önce bir amaç olacak bu amaç hedef halini alacak ve hedeflere inanılacak. İnanıldığı vakit doğrular araştırılacak… Ömer, yattığı yerden düşüneceğine eline kâğıt kalem alıp yazmayı tercih etmiyordu. Adımlar çok ama adımları atan yok.
   Kendi kendine: “Ömer, ne istiyorsun, neden bu kadar düşünüyorsun, dünyayı sen mi kurtaracaksın, niye başının ağrımasına sebep oluyorsun…” nefsi üşengeçliğini aşıp Ömer’in kanına girmişti. Bir yandan da vicdanı veya kalbinin sesi konuşmaya devam ediyordu: “Ne mi istiyorum; insanlık bilinçlensin istiyorum, insanların görebildiği halde gözlerini kapatıp yanlışları görmemesini istemiyorum bilakis doğruları gözü varken, kulağı varken hatta düşünebiliyorken bilsin istiyorum.
   Herkesin bir şeyler yapmasını istiyorum; insanlık için… Ahiret için bir şey yapmalarını istiyorum… Ama sen, sen, sen yapıyor musun Ömer? Söylesene düşünmekten başka ne yapıyorsun. Düşüncelerini kendine saklamaktansa başkalarına aktarmayı denesene Ömer… Senin yüreğin yok mu Ömer? İnsanlık cahiliye devrinin bittiğini zannediyor. Oysaki cahiliye devri her geçen gün biraz daha artıyor Ömer. Hiç değilse bir yerden başla bir şey yap. Ya Allah BİSMİLLAH de ve başla Ömer…” vicdan denilen soyut kavram an itibariyle Ömer’in yüreğine saplanan ateşli bir mızraktı sanki…
   Ömer vicdanının söylediklerine rağmen düşüncelerini başka insanlara aktarmanın ilk adımı olan: “Yazma” kısmını yapamıyordu. İşte o an son kozunu oyuna sürme vaktiydi: “Koşul sunma” Ömer kendisini koşullandırmanın en iyi yol olacağını düşünerek: “Eğer bir hafta içinde amacımı gerçekleştirmek için gideceğim hedefte yol kat etmem lazım ve en az 5 sayfa düşüncelerimi yazacağım. Eğer yazmamış olursam… Saçlarıma elveda demek zorunda kalacağım. Düşünceleri kâğıda dökmek karşılığında saçımı kestirmek… Güzel anlaşma, bu koşul bana iyi geldi yoksa hareket edeceğim yok.” çözüm basitti yapmak Ömer’e kalmıştı ve Ömer ilk defa bu kadar kararlıydı…
   Artık düşüncelerini kâğıda dökmesi gerektiğini biliyordu ve kalem dile geliyordu…

                                                      Düşünceler gün olur,

                                                          Kalemden kâğıda dökülür…   

8 yorum:

  1. Kalemler hiç susmasın, yüreklerdekini sayfalara akıtsın.
    İyi geceler Furkan

    YanıtlaSil
  2. Yazmak da konuşmak gibi hatta daha riskli. Doğru ve güzel şeyler yazmak gerekiyor. Çünkü sözleriniz kalıcı hale dönüşüyor. Öyle demedim diyemiyorsunuz. Siz unutsanız da birileri saklar ve aleyhinizde kullanabilir. Ben çok unutkanımdır ama insanlar unutmazlar. Yıllar sonra kafanıza kakarlar. O yüzden sanırım az konuşmak gibi az yazmak da gerekiyor. Nasıl insan çok konuştukça doğrudan sapabiliyorsa, yazarken de bunu yapacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En nihayetinde düşüncelerimizin doğruluğu kaleme yansır yani çoğu zaman böyle oluyor.İstisnalar daima vardır...Selam ve Dua ile...

      Sil
  3. Merhaba :) Sizi blog keşif etkinliği sayesinde keşfettim ve takibe aldım banada beklerim :)
    suslusirine.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim...Selam ve Dua ile...

      Sil
  4. susmasın satır arası gizlenmiş tüm sözler düşünceler aksın tozlu sayfalarma ...

    yüreğine sağlık Furkan selam ve dua ile her daim ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah, benden de Selam ve Dua ile...

      Sil