24 Şubat 2014 Pazartesi

...KARAR VERME ZAMANI...

nefse uymak karanlık yerde kalmak gibidir,
nefsten kurtulmak için aydınlığa çıkmak gerek...
Nefse hükmetmek mükemmel bir duygu ama eğer ki nefsimiz bize hükmediyorsa işte o zaman durumumuz vahim; fişe bağlı hasta gibi oluruz öyle bir durumda. Çünkü nefsimiz ne isterse biz onu yapıyoruz. Beş duyu organımız bile nefsin peşinde giderse uçuruma doğru sürükleniriz. Şöyle ki;

İşitme duyumuz nefsimizin istediği ve bizim dinlememizin doğru olmadığı beşeri aşkı alevlendirecek müziği dinlememizi ister ve hükmeden o olduğu için biz de dinleriz. Ve böylelikle beşeri aşkı alevlendirecek müzikleri dinlemekle beşeri duygularımız canlanır. Bu da nefsimizin istediği bir şeydir…

 Dokunma duyumuz ise nefsimizin isteğiyle helalimiz olmayan birisinin elini tutmamızı ister nefsimiz ve biz de bunu yaparız. Zaten bu zamanlarda böyle ilişkiler çok, hele ki liseli gençlerde… Böyle ilişkiler de nefsimizi tatmin eder ama vicdanımızı değil…

 Görme duyumuza gelince yine bu zaman da haram ve helal diye bir şey kalmamış bazılarımıza göre iki kavram da karışmış… Harama bakmak insanın birinci vazifesi olmuş bu zamanda, erkeklerler, kızları ve kızlar da, erkekleri inceler olmuş. Nasıl olur ya böyle derseniz bulunduğunuz şehrin çarşısına giderseniz orada bu dediklerimin hepsine şahit olacaksınız…

 Koklama duyumuz ise yine nefsin isteklerini yaptığımızdan dolayı kaybediyoruz nefsimizle olan savaşımızı…
Nasıl ki güzel kokmak sünnet ama bizler çok fazla abartıyoruz tabir-i caizse parfüm şişesinin içine giriyoruz. Böyle de olunca karşı cinsin dikkatini çekiyoruz ve o anda nefsimiz bir galibiyet daha aldığı için seviniyor. Benliğimiz de seviniyor çünkü karşı cinsin dikkatini çekmeyi başardı nefsinin emriyle ama vicdanımız kahroluyor…

 Ve son olarak tatma duyusuna gelecek olursak; bunda da nefs israf etmemizi istiyor. Nasıl ki her istediğimiz önümüze geliyor ve dayanamıyoruz hepsini yiyoruz abartarak. Belki o yiyeceklerin zerresini bulamayan var bunları düşünmeden nefsimizin dediğini yapıyoruz. Sonuç nefs galip geldi biz ise her zaman ki gibi mağlubiyet içindeyiz… Baktığımızda bizler çoktan nefsimizin eline düşmüşüz şimdiden sonra yapacağımız, düşüneceğimiz tek bir şey var.

 Nefsimiz mi bizi hükmetmeye devam edecek yoksa biz mi nefsimize hükmedeceğiz?

… Artık karar sizin… Çok geç olmadan kararımızı verip uygulamamız lazım.

 Çünkü fazla vaktimiz kalmamış olabilir...
DEVAMINI OKUYAYIM

13 Şubat 2014 Perşembe

...ÖNCE KULLUK...

Kul, Kuran-ı Kerim okudukça aklı, fikri, kalbi taze kalır....
Hayat kimilerine göre çok sıkıcıdır; çünkü o kimileri için hayatın bir anlamı veya gayesi yoktur. O kimilerine göre dünyaya gelme amacımız sadece nefes almaktır. Sadece onlar nefes alırlar ve böyle yaşamaya devam ederler. Bizler ise çok farklıyız ve bu farklılığımıza gerçekten şükretmemiz lazım; çünkü kimileri sadece nefes almak olarak görür hayatı: Bizler ise o nefesi almamızı sağlayan Yüce Allaha(c.c) kul olmak için yaşarız. Önemli olan nefes değil, o nefesi almamızı sağlayan Yüce Allaha kulluk… O kimileri hayattan kısa süreliğine tat alırlar o da şöyle olur: Parayı kazanırlar kazanırlar ama o parayı nasip eden Yüce Allaha kulluğunu tam yapmayınca o para uçar gider. İşte o kimileri böyle para kazanırlar. Kefenin cebi varmış gibi hazırlarlar paraları ama o paralar gidince bide aklı başına gelince anlar ki yaşamış olduğumuz hayat sadece nefes almaktan ibaret değilmiş… Bizler ise hem Allaha kulluğumuzu yapıyoruz hem de Allahın izniyle helal paralarımızı kazanıyoruz… Önce kulluğumuzu layıkıyla yapmaya çalışalım sonrasın da zaten Mevla rızkımızı verir. Para kazanacağız diye Allaha kulluğumuzu unutursak işte o zaman ortada ne Müslümanlık kalır ne de para…
DEVAMINI OKUYAYIM

7 Şubat 2014 Cuma

...MAZERETLER TABLOSU...



Hedef galibiyet olsun ama; kırmadan, ezmeden...
Hep yapamadığımız şeyleri mazeret sunarak üste çıkmaya çalışırız peki bu nereye kadar devam eder? Çoğunluğumuz da şöyle bir şey vardır ki; bir işi yapamadığımız zaman ilk mazeret “ya başkası yapamıyor ben nasıl yapayım.”der. Okul sınavlarını düşünecek olursak daha açıklayıcı bir örnek olur. Bir öğrenci girdiği sınav da düşük not alırsa annesine veya babasına diyeceği ilk cümle “sınıfta ki en çalışkan çocuk bile zayıf aldı ben nasıl yüksek not alabilirim ki” böyle bir şey söylemeye gerek bile yok. Neden en çalışkanı sen olmayasın ki engel mi var yok… Engel var unuttum tabi engeller tablosu gibi televizyon, bilgisayar ve arkadaş çevremiz… Bu sefer de deriz ki “televizyon olmasa haberleri nerden izleyeceğiz, bilgisayar olmasa nerden dünyayı takip edeceğiz, ya arkadaş olmasa olur mu” deriz. Peki, o çalışkan arkadaşım bunların hepsini diyor ama bu yüzden kullandığı için diyor yani televizyonu haber için, bilgisayarı öyle arkadaşı da iyi arkadaşlar seçerek. Bizimkiler sadece mazeret biz televizyonu haber için mi izliyoruz sadece… Haber başlıklarımız; kurtlar vadisi pusu, beni böyle sev, tatar ramazan haberler mükemmel… Mazeret bulmayalım “HEMEN HAREKETE GEÇELİM”… Çok geç olmadan…
DEVAMINI OKUYAYIM