31 Mart 2014 Pazartesi

...YA SABIR...

Çok sabırsızız,
...HEMDE ÇOK... 
   Otobüs ne zaman gelecek? Yemek ne zaman hazır olacak? Bu soruları günlük hayatta çok kullanırız. Şöyle ki: Otobüs durağında beklerken 5-10 dakika içinde otobüs gelmezse hemen görevliye; otobüs ne zaman gelecek diye sorarız. Sanki sorunca otobüs daha hızlı geliyor. Zaten çoğu görevli de geçiştirici cevap olarak 5 dakikaya gelir diyor. Ama ne 5 dakikası 15 dakika geçiyor otobüs ortalıkta yok. Görevli de haklı ama herkes aynı soruyu sorunca sıkıntı geliyor ona da, böylelikle geçiştirici cevap veriyor.
   Bir de dediğimiz gibi “Yemek ne zaman hazır olacak?” sorusu var. O da şöyle ki: Evin reisi akşam eve gelince hemen yemek masasına oturmak ister ama yemek masasında ki tabaklar boş. Çünkü tabakları dolduracak olan yemek tencerenin içinde ocağın üstünde hazır olma aşamasın da, böyle olunca da hemen evin reisi sorar: Yemek ne zaman hazır olacak? veya daha da sertçe soranlar var. Onlar da; yemek nerde ya? diye hemen evin hanımına çıkışıyor. Böyle de olunca telaşlanma başlıyor. Yapacak bir şey yok ki, çünkü yemek ocakta pişiyor. Yani yemeğin hazır olması tamamen ocağın vicdanına kalmış.
   İnsanın müdahale etmesi imkânsız, müdahale eder ama o zaman da şöyle olur: Yemek, sofraya gelir ama pişmeden gelir. Sabırsız olursak yemeğin pişmeden gelmesi normal karşılanır. Anlatmaya çalıştığımız konu ise tam da bununla alakalı SABIRSIZLIK…
   Bu soruları sormamız bizim sabırsız olduğumuzu gösterir. Sadece bu konular da değil çoğu konular da sabırsızız. Bazı kişiler vardır ki Hz.Eyyup(a.s) sabrını tatmaya çalışırlar.
   Hz.Eyyup(a.s) öyle dehşetli hastalıklardan geçti ki bu zaman da o hastalıkları biz yaşasak hemen isyana sürükleniriz. Ama o yüce peygamber tüm hastalıklara sabretmiş, sadece Allaha olan kulluğunu düşünmüş…
   Bizler ise küçücük bir yemek meselesi için, otobüs meselesi için sabırsız oluyoruz. Bu sabırsız hallerimiz namaz halindeyken bile var.
   Namazdayken sabırsız davranarak namazı çabucak bitiririz. Böyle olunca da rükûyu, secdeyi tadil-i erkân üzere yapmamış oluruz. Bu da namazımızın şüpheye düştüğüne işarettir. Eee hani dosdoğru namaz kılmak, hani Allaha dosdoğru kulluk… İşte sabırsız bir kişilik olunca her yönden zararlı çıkıyoruz.
   Bizim yapmamız gereken Hz.Eyyup(a.s) gibi peygamberlerin veya evliyaların nasıl sabırlı olduğunu öğrenmek ve o yüce kişilerin yaşantılarını kendi yaşantımız da uygulayabilmek. Uygulamaya başlamak önemli, biz yeter ki gönülden isteyelim sabırlı olmayı, küçük bir mesele gibi görünse de sabır gerçekten insanlık için, Müslümanlık için BÜYÜK BİR MESELE…

                                                               Sabır taşı çatladığın da,
                                                         Zarar görmeye başlıyoruz demektir…
  
DEVAMINI OKUYAYIM

24 Mart 2014 Pazartesi

...BOŞLUKTAYIZ...


Ne halde olduğumuz ortada,
Teknoloji bizi yemeden yaptığımız hatanın,
...FARKINDA OLMALIYIZ...
   Teknoloji geliştikçe insanlık hem iyi yönde ilerliyor hem de kötü… Herkeste bir telefon, bir bilgisayar, bir tablet var. Hayatın sadece bunlardan ibaret olduğunu düşünenler var.  Bu teknolojik aletlere milyonlarca kişinin ihtiyacı var elbette, mesela bir bilgisayar toplantı da lazım olur veya işin de bilgisayar olmazsa olmaz devamlı lazım oluyordur. Demek istediğim teknolojiyi boş yere kullanmayanlar var. Birde boş yere kullananlar var, zamanı dolu dolu harcayacağına boş vakit geçirenler…
  İnsan sıkıldığın da, yani insanoğlunun şarjı bittiğinde şarj olması gerekir öyle değil mi? Şarj olmak içinde vaktini biraz bilgisayarla geçirmek ister deşarj olması için bu gereklidir bazen. Bu gibi kişiler boş vakit harcıyor diyemem, çünkü sabahtan akşama kadar çalışıyor akşam gelince de stres atmak için oyun veya başka bir şeyle vakit geçirir. Tabi olaya İslami boyutta bakacak olursak bu gibi kişilerin bilgisayar oynayacağı yere ailesi ile sohbet edebilir veya kitap okur. En doğrusu Kuran-ı Kerim okuması veya meali hem insanın içi huzurla dolu olur hem de öyle bir şarj olur ki 2-3 gün gider. Bilgisayarla veya telefonla vakit geçirmek yanlıştır diyemem ama dediğim gibi olaya İslami boyutta bakacak olursak en doğrusu bunlar. Böyle yapacak olursak mesela bilgisayar da boş boş oyun oynayacağımız yere bir ayetin mealini okusak bize ne büyük bir kazanç sağlar, bunu bir de her gün yaptığımızı düşünelim çok büyük bir bilgi birikimimiz olur. Tavsiye üzere söyledim bunlar tabi karar sizin… ?
   Bir de dediğim gibi tamamen vaktini boşa harcayanlar var, böyle kişilerin de şarjı tamamen doludur ama hala boş vakit geçirerek şarj etmeye çalışır kendisini. Bataryayı bozacak haberi yok. İnsanoğlu hep boş vakit geçirecek olursa düşünme de güçlük çekiyor. Yanında birisi konuşsa o kişiye soru sorulsa bir anda cevaplayamıyor, cevaplasa bile tam aklındakini söyleyemiyor, çünkü kafa başka yerde, bilgisayara odaklanarak cevap vermesi biraz güçleşiyor. Böyle olunca da kafa zaten boştu bir de boşu doldurunca iyice halimiz içler acısı oldu.
   Teknoloji nasıl bir yere götürdü bizleri haberimiz yok. İslami boyutta zedeleniyoruz ve böyle giderse de zedelenmeye devam edeceğiz. Boş vakit geçirmek dinimizce hoş karşılanmayan bir durum ama biz ne yazık ki dinimizce hoşa gitmeyen her şeyi layıkıyla yapıyoruz. Bilerek veya bilmeyerek bunları yapıyor olabiliriz ama neden hala yanlışın doğrusunu öğrenmiyoruz? Neden yanlış yaptığımızı kabul etmiyoruz… ?
   Şuna da değinmek istiyorum ki, şimdiler de her çocuğun elinde bir telefon çocuk dediğim bebek yani 2-3 yaşında ama elinde telefon. Bu bebeğin elinde telefonun ne işi var? Tabi unuttum çocuk ağlayınca ne yapacağımızı şaşırıyoruz, hemen eline bir telefon veriyoruz ağlamasın diye, böyle olunca ne olacak acaba hiç onu düşünmüyoruz.
   Biliyoruz ki telefonlar, bilgisayarlar radyasyon yayıyor ama bunu bilmezden geliyor veya bir şey olmaz diyerek bebeğin eline telefonu veriyoruz ve uyuyuncaya kadar oynamasına mecburen izin veriyoruz çünkü telefonu elinden alacak olursak ağlamaya başlıyor. İlerleyen zamanlarda da bunun acısını hastanelere düşerek anlıyoruz o da nasıl mı? Dediğimiz gibi radyasyonu telefonlar ve bilgisayarlar yayıyor ve bu binde bir bile olsa hastalığa sebep oluyor. Allah muhafaza kimse çocuğunun hastanelere düşmesini istemez. Bu yüzden de ilk baştan çocuğa telefonu alıştırmamak gerek hata tamamen bizler de…

                                               Teknoloji dedikleri bu mu olsa gerek?

                                                        İslami boyutta yok olacağız demek…
DEVAMINI OKUYAYIM

17 Mart 2014 Pazartesi

...DERTSİZ BAŞA DERT AÇMAK...

Bu güzellikleri daha fazla
...KİRLETMEYELİM...
   Sözde dertli olduğumuz için dumanlar altında ciğerlerimizi mahvediyoruz. Dertli olduğumuz da hemen başvuracağımız bir dermanımız var o da SİGARA, doğru değil mi? Dert de lafın gelişi ortada dert yok, sıkıntı yok ama elimiz de bir sigara. Sorsak böyle kişilere neden içiyorsun diye, “eee derdim var be bu dermanım benim bu olmadan olmuyor” diyor. Senin derdin iki dudağının arasında olan sigara, onu içmeye devam ettiğin sürece dert de olur, sıkıntı da…
   Çocukken şu fikir empoze edilmiştir bizlere; sigara içen dertlidir. Bizde çocuğuz ya hemen özenerek diyorduk ki keşke bizim de derdimiz olsa, biz de sigara içsek. Bilmiyorduk ki sigaranın nasıl illet bir şey olduğunu hep keşke sigara içsek diyorduk. Böylelikle genç olan ama çocuk aklı ile genç olan kardeşlerim güya derde derman olan sigaranın peşini bırakamaz olmuşlar. Büyükler, küçüklere örnek olacakken tam tersini yaparak küçükler de sigarayı özenti haline getiriyorlar. Büyüklerin özellikle bir şey yapmasına gerek yok. Sadece sigarayı içmesi yeterli, o sigarayı yakışı, nasıl içine çekişi, hele bide o dumanı üflemesi, bunlar zaten özenmek için yeterli. Çünkü küçük dediğimiz gençler zevk için içerler sigarayı ve sigara da tam bir zevk işidir ama o zevk işi dertlilere derman olarak anılır…
   Dertlilere derman olarak anılan sigara günlük bize günah işlettiriyor. Nasıl mı? Bize emanet verilen bir can var, vücut var. Biz bu cana zarar verirsek emanete hıyanet olmaz mı? Her gün sigara içerek ciğerlerimize zarar veriyoruz, sadece ciğerlerimiz değil tüm vücudumuza zarar veriyoruz. Şimdilerde emanete hıyanet etme konusunda gençler ilk sırada geliyor. Her gencimizin elinde bir sigara, neden içiyorsun diye sorduğumuz da “eee babam içiyor ben niye içmeyeyim” diyecek veya  “derdimiz var be karışmayın bana” diyerek üste çıkmaya çalışacak. Burada ki sözüm babalara…
    Bazı babalar sigara içerse unutmayın ki çocuğu da sigara içtiğinde “neden içiyorsun yavrum”  diyemezler. Bugünün gençleri, yarının babaları gerçi bu sigara içme mevzu devam ederse çok soy kurur ya o da ayrı mevzu. Çünkü bu sigara öyle bir illet ki vücudun %100’ünü olumsuz etkiliyor diyebilirim…
   Bazı kişiler de bırakmak istiyor ama bırakamıyorum diyor. Yok, öyle bir şey “BIRAKAMIYORUM” diye bir şey yok. Her şey irade meselesi bırakmak bizim elimizde. Tek çözüm bu dua edeceğiz her gün Allahımız bizim duamızı kabul eder inşallah. Biz istersek bırakmayı, dua edersek Allahın izniyle o sigarayı bırakırız. Mesele irade meselesi biz isteyelim yeter ki…
   Yoksa hala bırakamıyorum mu diyorsun o zaman sen iradesiz misin? Hem Müslüman hiç iradesiz olur mu? İradesiz insan kimse olmak istemez ve sende iradesiz olmak istemezsin öyle değil mi? O halde iradeli olmaya çalış, Allah yardım eder…

               Sözüm sana ey ALLAH’ın kulu gençliğimiz böyle,
    Büyüklerimiz böyle, düzeltmek onların elinde onlar düzeltemiyorsa,
               Düzeltme işi SENİN elinde, Allah yardımcımız olsun…
DEVAMINI OKUYAYIM

10 Mart 2014 Pazartesi

...SALGIN VAR...


Bu hastalık müminleri birbirinden
...AYIRIYOR...

Bizim kurtulamadığımız bir hastalığımız var. İlacı olan bir hastalık ama bizler ilacı ne zaman kullanamaya başlasak bir yerden sonra ilacı bırakıyoruz. Bu hastalık aynı salgın gibi ondan, ona geçiyor adeta. Bu hastalığın ne olduğunu tahmin ettiğimizde hemen aklımıza gelmesi lazım… Sizce bu hastalığın adı ney? Gıybet olması mümkün mü? Tabi ki mümkün, kurtulamadığımız bir hastalık gerçekten de öyle değil mi? Günlük ne yaşıyor isek yaşadığımız şeyleri, o gün arkadaşlarımızla konuştuğumuz özel şeyleri hemen gidip başkasına anlatıyoruz. Bazen ilacı kullanıyoruz sabrediyoruz, anlatmıyoruz. O ilaçta Kuran-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerdir. Gıybet etmememiz için günlük gıybet ile ilgili hadisleri ve ayetlerin meallerini okursak bu ilaçlar bize çok fayda sağlar, çünkü devamlı olarak ilaçları kullanmaya devam edersek gıybet etmememizin gerektiğini hatırlarız her zaman. Örneğin; Hucurat suresi on ikinci ayette: “Ey iman edenler, zannın birçoğundan çekinin. Çünkü zannın, bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizi gıybet etmeyin. Hiç sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemeyi sever misin? Demek tiksindiniz! O halde Allah’tan korkun, çünkü Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok bağışlayandır.” buyuruyor. Ama bizler bu güzelim ilacı kullanacağımıza yine nefsimizin peşine düşüp her yerde gıybet ediyoruz. Aslında düşündüğümüz zaman bizler her gün kardeşimizin ölü etini yiyoruz, farkında olmadan ama farkında olanlar da yok değil. O daha kötü biliyoruz gıybetin yanlış olduğunu, okuyoruz ayetleri ve hadisleri ama sonradan tekrar nefsimize uyarak gıybet etmeye devam ediyoruz. Herkes bildiğini amel eder, biz bildiğimizi amel etmek yerine bildiğimizin tam tersi olanı amel ediyoruz. Eee huyumuz kurusun, her gün ölü eti yemeye bayılıyoruz değil mi? Böyle değilse hala niye kurtulmuyoruz o hastalıktan peşine takılmış gidiyoruz. Hem düşünsenize sizin hakkınız da gıybet yapıldığını nasıl olur sizce? Siz arkadaşınıza bir şey anlatıyorsunuz hem de özel bir şey, o da gidiyor senin istemediğin şekilde başkasına anlatıyor. Böyle anlatması çok hoş bir davranış nefse göre, ama biz Müslüman isek Kuran-ı Kerim’e iman etmiş isek bu davranış çok yanlış ve üzücü bir davranış… Gıybetten dolayı dostluklar, hatta aileler yıkılıyor. Böyle giderse de aileler ve dostluklar yıkılmaya devam edecek… İlaçları aksatmayalım. Almazsak ilaçlarımızı, zehir olarak ölü eti yemek zorunda kalırız…
DEVAMINI OKUYAYIM

3 Mart 2014 Pazartesi

...BOLLUK İÇİNDE BEREKETSİZLİK....

Tüm şehir bizim de olsa, bir gün o şehir bizim elimiz de bile olmayacak
...Hırs Bereketsizliği...
Bolluk kelimesi birçok manaya gelebilir ama biz daha çok nefsanî bolluk konusunun üzerine düşmek istedik. Nefsanî bolluk, para olan yerde nefsin ve şeytanın kul üzerinde isteğinin çok olması ve istekler gerçekleşirse bereketin hiç olmaması beklenir. Bereketin Arapçası bolluktur ama şükür olmayan yerde bolluk olur mu? Olayı şöyle anlatmak gerekirse bu aralar bazı kişiler de bolluk var ama bereket yok; bazı kişiler de ise bolluk yok bereket var. Bolluk olan yerde bereket olmaz mı diyeceksiniz. Görüldüğü üzere olmuyor, bazı kişiler sadece para kazanmak istiyorlar. Çünkü para kazanınca her şeyi elde edeceğini zannediyorlar. “Aileme, en güzel, en kaliteli şeyleri almak için para kazanmam lazım” diyor bazı kişiler… Dikkat ederseniz bazı kişiler diyorum, çünkü bu bazı kişiler para kazanmak için çalıştığı gibi cennete gitmek için öyle çalışmıyor… Niye çalışmıyor peki? Onu da şöyle açıklayayım; bolluk olan yerde biraz önce dediğim gibi şeytan da, neftse orda olur, zaten hep yanımızda olan şeytan ve nefs bakar ki kul da para çok daha çok vesvese verir bizlere. Şeytan ve nefs ile inanılmaz bir mücadele başlar aramız da… Çoğu kez bu mücadele de şeytan ve nefsin galibiyetiyle sonuçlanır ama bazı kişiler ise devamlı şeytan ve nefs ile mücadelesinde yenilmemek için çok büyük bir mücadele verir. Bu mücadele eden kişi aklını kalbini vicdanını dinler daima, şeytan ve nefste kahrolur. Bu mücadele eden kişi her aklını, vicdanını dinlediği zaman zekatını da verir, sadakasını da… Böylelikle ne olur hem parasını kazanır hem de Allaha kulluğunu layıkıyla yapmaya çalışır… Çoğu kez bolluğu bulan kişi sapkınlığa uğrar ve bu sapkınlığa uğrayan kişinin çocuğunu ele alacak olursak; o çocuk babasından veya annesinden devamlı bir şeyler ister. “Baba bilgisayar al, anne telefon al, baba tabletim yok…” babası da annesi de devamlı “tamam canım oğlum, tamam canım kızım” derler… Hep tamam, tamam, tamam, nereye kadar gidebilir ki böyle. Daha doğrusu neden böyle gitsin ki neden her şey yolunda, her şey İslami boyutta gitmesin ki. Bu nasıl sağlanabilir ki diyeceksiniz… Tek cevap ve Kuran-ı Kerim’in inen ilk ayeti “oku” tek cevap bu devamlı okumak devamlı yenilenmek tabi ki İslami boyutta yenilenmek… Gelelim yine şu bolluk içinde yaşayan kişinin çocuğuna. Çocuğu, annesi ve babası veya büyükleri İslami boyutta bilgiler vermezse ve çocuk devamlı bolluk içinde yaşayacak olursa aynen şöyle olur ki; o çocuğu yolda görüp sorsan dini inancın ney diye? Çocuk şu cevabı verir; müslümanım. Onun ardından desek ki Müslümanlık nasıl bir şey, görevleri nelerdir desek. Gelecek olan tek cevap "ben ne bileyim ki" olacaktır… Ama bazı çocuklar var ki ailesinden bir şey öğrenmemiş olsa bile İslamiyeti kitaplardan veya iyi edineceği arkadaşlarından öğrenir ama bunlar istisna… İstisnalar kaideleri bozmaz… Bunların hepsinden kurtuluş basit daha önceden de dediğimiz gibi “okumak”… Hani başta da demiştim ya bazı kişilerde de bolluk yok bereket var. O da şöyle bir şey; inançlı birisi her ne olursa olsun şükreder, ister bolluk olsun ister olmasın ve bu sebeple çok bereketli bir insan olur… Ve son olarak inanç seviyesi düşük ve bolluk içinde yaşayan bir insanın, bir anda elinden parası, malı, mülkü hepsini kaybetse olacak olan iki şey var. Birincisi isyan eder Allaha ve bu zaten dinden çıkmaktadır. İkincisine gelince insan kendisinin Azraili olur nasıl mı olur? Adam uçurumun kenarına yavaş yavaş yaklaşır ve birden atlar, pat! Kafa, göz, gövde, bacak hepsi parçalanır kendisine emanet olunan cana zararın en büyüğünü verir. Ve bu da dinden çıkmaktır… İnsan kendisinin Azraili olur mu? İşte böyle olur… Bolluğu b ulunca sapıtmadan şükretmek lazım…
DEVAMINI OKUYAYIM