26 Mayıs 2014 Pazartesi

...PİŞMAN MIYIZ...?...

Bu su damlacıkları kadar pişman olduğumuz olaylar olabilir,
Ama bu su damlacıkları temizlendiği gibi pişmanlıklarımızı da,
...TEMİZLEMEMİZ LAZIM...

   Yaşadığımız hayat boyunca birçok kez pişmanlık duyduğumuz ister istemez yaptığımız olaylar oluyor…
   Pişman olduğumuz her olaydan bir ders çıkartacağımıza, hiç pişmanlık duymamış gibi o hatamızı devam ettirdiğimiz zamanlarda oluyor.
   Okuldan, eve geldiğimizde annemizin bir sorusu bizi birden sinir krizine sokabilir. Çünkü o an bizde stres yoğundur, birde bu olay yaşanırken yaz mevsimi olduğunu ve okuldan eve gelene kadar ter içinde kaldığımızı tüm bu stres arasında annemizin sadece tek sorusuyla dediğim gibi çıldırabiliriz: “Bugün okulun nasıl geçti oğlum?” işte bu soru pişman olacağımız bir şey yapmanın ilk adımıdır…
   Sinirli bir şekilde cevap verebiliriz annemize ama bu cevaptan sonra ne olacağı o an için hiç düşünmeyiz. Belki annemiz üzülebilir veya ağlayabilir. Anne sonuçta, çocuğu tarafından bağırılmasına içerler…
   Ve belki de bu olaydan sonra ki pişmanlığımız hiçbir şeye yaramayacak, kalp kırıldığında tamir edilmesi zor olur bazen…
   Sadece bu örnekte ki değil, daha pişman olabileceğimiz çok olay var. Babamıza bir anlık öfkeyle bağırabiliriz, pişman olabiliriz. Bir arkadaşımızla konuşurken yanlış bir kelime kullanırız, pişman oluruz. Yatsı ezanını kılmadan yatarız ve sabah kalktığımızda pişman olduğumuzu anlarız.
   Dediğimiz gibi pişman olacağımız çok şey var. Pişman olmamak için ilk önce aklımızı kullanmamız gerek mesela, karşımızda ki kişiyle konuşurken, söyleyeceğimiz her hangi bir kelimeden dolayı pişman olmamak için kendimizi karşımızdakinin yerinde düşünmemiz lazım: “Acaba şu kelimeyi dersem ne der? Ben olsam bir şey demem aslında o zamanda sıkıntı yok, böyle konuşmama…” diye düşünmemiz lazım.
   Böyle düşündüğümüzde, pişman olduğumuz bir şey yapsak bile, pişmanlığımız bizi yiyip bitirmez. Çünkü pişman olmamak için elimizden geleni yaptık ama maalesef pişman olduğumuz bir şey dedik veya yaptık, hayırlısı buymuş dedikten sonra da o olaydan bile ders almıyorsak o zaman pişman olma ihtimalimiz olabilir. Olur böyle diyerekten de, ders almamaya çalışmayalım, o olaydan bile ders almaya çalışalım, ders alacağımız bir nokta vardır elbet…
   Birde biraz önce dediğimiz gibi namazdan dolayı pişmanlık duyarsak ve bundan ders almazsak ne acı bir durumdayız demektir…
   Öyle kişiler var ki İslamiyet denildiğinde: “O da ne?” diyen kişiler yarın İslamiyeti öğrendiklerinde ve İslamiyeti yaşamaya başladıklarında, içlerinde öyle bir pişmanlık oluyor ki anlatılması çok güç…
   Böyle pişmanlıklar yaşamamak için düşünmemiz lazım, insanlarla olan ilişkilerimizde empati kurmamız lazım…
   Pişman olmamak için pişmanlığın nasıl bir şey olduğunu düşünmemiz lazım, etrafımızda o kadar çok pişman olan var ki bu kişilere baktığımızda, kendimizi pişman olarak düşünmemiz hiç değilse imkânsız değil...

                                                                          Pişman olmamak için,
                                                                          Düşünmemiz lazım…

        
DEVAMINI OKUYAYIM

19 Mayıs 2014 Pazartesi

...AŞK...


Onun için emrolunduğun gibi doğruluk et; sen ve beraberinde
tevbe edenlerde böyle olsun ve aşırı gitmeyin.Çünkü O bütün yaptıklarınızı görür.
Hûd Suresi : 112.ayet
   Günümüzde AŞK’ı o kadar çok kirlettiler ki, sokakta utanılacak şeyler yapan çiftlere: “Bunlar AŞK yaşıyor.” diyecek hale geldik. Utanma duygumuzu bitirmeye çalışan birbirine âşık çiftler var! Nasıl bir aşk ise, iki gün gezerler üçüncü günden itibaren ar damarları çatlamış şekilde utanmadan haram olan her şeyi yapmaya başlarlar.
   Böyle kişilere: “Siz ne yaşıyorsunuz?” diye soru yönelttiğimizde gelecek olan cevap şaşırtıcı: “Aşk yaşıyoruz biz aşk…” aşkı katlettiler haberleri yok. Gerçi aşk yaşıyorlar ama nefislerinin aşkını yaşıyorlar. Aralarında dini nikâh olmadan nefislerinin istediğini yapan, haram yoldan ilerleyen böyle kişilere göre aşkın amacı eğlencedir yani eğlenmelik aşk. Sadece eğlence için birliktelik yapanların çoğu bu yolun haram olduğunu bilir ama nefsine söz dinletemez bu yüzden de haram yoldan ilerlemeye devam eder…
   Bu durum geleceğimiz dediğimiz gençlerde çok, liseli veya üniversiteli hatta ortaokullu gençlerde, haram ilişki yaşayanlar çok maalesef…
   Okulun bahçelerinde artık alışık olduğumuz bir durum var; kız ve erkeğin utanmadan teneffüste sanki gurur duyulacak bir şey yapmışlar gibi el ele gezmesi… Bizler bu durumdan kurtulmaya çalışırken bazı uçkur düşkünleri bu durumu yaymaya çalışıyorlar.
   Parklarımız eskiden daha temizdi gelen kişilerin, ailelerin davranışlarıyla yani ama şimdi baktığımızda her parkta bir erkek ile bir kız, adına aşk dedikleri şeyi yaşıyorlar. Aileler haliyle parka gelmekten korkar hale geldi. Çünkü o çiftlere: “Gidin bu edepsizliğinizi yapacaksanız başka yerde yapın Allah sizi ıslah etsin.” dersek ilk iş olarak kavga çıkartırlar yani saçmalığın dibine vururlar. Zararları sadece kendilerine değil, etrafındakilere kişilere de zarar veriyorlar…
   Bazı flört eden,  yani sevgili olan kişilerde evlilik düşündükleri için ilişkilerini sürdürüyorlar. Yani evlenene kadar gezmek serbest onlara göre, tabi balkıdığında dinimizde böyle bir ilişkinin izni yok. Dini nikâh öncesi karşı cinslerin yan yana yalnız gezmesi yani sevgili olması doğru değil.
   Nitekim Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyuruyor: “Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır.” diyor. Dini nikâh yapmayan kişiler ise birbirlerine yabancıdır yani haramdır…
   Böyle ilişki sürdürenlerin bahanesi hazırdır: “Biz evleneceğiz ciddi düşünüyoruz, birbirimizi seviyoruz, iki yıl sonra zaten dini nikâhı yaparız o zamana kadar utanılacak bir şey yapmıyoruz ki geziyoruz, sinemaya gidiyoruz sadece bunlar biz birbirimizi seviyoruz ayrılamayız…” diyorlar. Dinimiz sevmeye karşı değil ki ama sevme işini dinimize göre, edebimize göre yapmamız lazım.
   Hadis-i şerifte her şey açıkça ortada üçüncü kişi şeytan olduğu söyleniyor. Sevdiğimiz kişiyle olduğumuz zaman şeytan bize emredecek nefsimizde bizi dürtükleyecek haram yola girmemiz için…
   Böyle bir durumda evliliği ciddi derecede düşünenlerin evlenene kadar görüşmemeleri en doğrusu olur. Eğer ortada ciddi düşünceler varsa yapacağımız hareketlerinde ciddi olması lazım. Evlenene kadar beklememiz lazım sırf şeytana uymamak için beklememiz lazım.
   Bu seferde şöyle bir bahane çıkıyor: “Biz dayanamayız birbirimizden ayrı kalmaya iki yıl boyunca ne yaparız biz birbirimizden ayrı…” derler ama tamda burada aşkın bir kuralı devreye girer. Eğer birbirlerine âşık iki kişi varsa evlenene kadar beklemeleri lazım sabretmeleri lazım çünkü AŞK: SABIRDIR…
   Çiftler bu kuralı kabul etseler bile akıllarında bazı soru işaretleri kalır: “Evlenene kadar görüşmeyeceğiz ama sevdiğim beni bekler mi ya başka birisiyle sevgili olursa ben ne yaparım?...” işte bu sorular bu düşünce çiftlerin aklını kemirir. Burada güvensizlik ve endişe duygusu ön plana çıkıyor. Buna karşılık aşkın bir başka kuralı devreye giriyor. AŞK: GÜVENDİR…
   Eğer âşık olan çiftlerin akıllarında bu sorular varsa güvensizlik duygusu ile dolmuşlardır. Ortada güven olmayınca sevgi olabilir mi? Sevdiğimizle evliliği düşünüyorsak güvenmemiz şart, güven yoksa evliliğe gerek yok…
   Her şeye rağmen bu zamanda harama düşmemek için en doğru birliktelik görücü usulü ile evlenmedir… Görücü usulü evlenmede de sorunlar çıkabiliyor hatta şiddete maruz kalanlar bile olabiliyor. Ama böyle durumlar oluyor diye görücü usulü evliliğe karşı olamayız.
   Çünkü unutulmamalı ki; hepimiz bir imtihan içindeyiz, tüm yaşayacağımız olaylara sabretmemiz lazım bunun öncesinde böyle zorlu yaşantımızın olmaması için Allaha dua etmemiz lazım. Nitekim her hayır da bir şer, her şerde bir hayır vardır. Bu dünyada çekeceğimiz sıkıntılar günahlarımıza kefaret olacağı unutulmamalı…
   Harama düşmemek için dua edeceğiz. Kulluğumuzu layıkıyla yapmak için, haram yolda ilerlememek için, şeytanın emirlerini dinlememek için, nefis dürtüklediğinde ona uymamamız için dua edelim, gayret edelim çünkü Allah bizimle beraberdir…

                                                          Gerçek aşkın birçok kuralı vardır,
                                                          En önemlisi de AŞK: HELALDİR…


DEVAMINI OKUYAYIM

12 Mayıs 2014 Pazartesi

...UYGULAMASIZ NASİHAT...

Nasihati uygulayandan, nasihat alınca,
Etkilenmemek elde değil....

   Bizler başkasına ettiğimiz nasihatleri çoğu kez kendimiz yapmıyoruz. Hep başkalarına nasihat etmekle meşgulüz ama kendimize gelince sadece o nasihatler lafta kalıyor icraata geçmiyoruz.
   Düşünsenize sigara içen bir baba çocuğuna, “sigara içme evladım” diye nasihat ediyor. Nasihat etmesi çok güzel çünkü çocuğa nasihat edilmesi babanın çocuğuna verdiği değeri gösterir ama söylediği nasihatleri uygulamıyorsa durum vahim o zaman…
   Âlimler bir nasihat edeceği zaman önce o nasihati kendisi yaparmış, nasihat edeceği kişiye söylediği şeyler etki oluştursun diye yoksa kendisi yapmadığı takdir de karşısında ki kişiye söyledikleri hiç dinlenilmez o zaman yani bir kulaktan bile girmez...
   Her söylediğimiz lafta kalırsa halimiz içler acısı olur. En basitinden kitaplar bizlere o kadar çok bilgi veriyor ki ama kendisi yapamıyor çünkü cansız ama bizler canlıyız söylediğimiz bilgileri yapmak elimizde buna rağmen kendi kendimize cansız muamelesi yapıyoruz. Bilgiyi verelim ama biz yapmasak da olur hesabı yani…
   Liseli iki tane erkek arkadaş dersten çıkınca okul bahçesinde aralarında nasihat eklentili sohbet geçiyor, birisi diyor ki: “Bizim tek sevdiğimiz olmalı o da evleneceğimiz kişi, kızlarla işimiz olmamalı. Kızlarla görüşmemiz sevgili olmamız haram yani günah işlemeyi ikimiz de istemeyiz öyle değil mi?” diyor. Öteki arkadaş ta: “Çok doğru söyledin Allah razı olsun, içimdeki vicdanımı canlandırdın yoksa nefsim bana; “sevgilin olsun, sevgilin olsun, sevgilin olsun…” diye devamlı dürtüyor, bunları demesen kötü yola doğru adım atabilirdik.” diyip sınıfa doğru gidiyorlar. Sınıfa girdiklerinde nasihat eden gencin ilk yaptığı iş kızların yanına gidip sohbete başlamak…
   Hayda daha demin nasihat ediyordu hani ne oldu da bir anda değişti düşünceleri hemen kızların yanına gitti. Bunu gören arkadaşı da hemen kızların yanına gitti, o da başladı sohbete, böylelikle sıfıra sıfır elde var sıfır hesabı oldu…
   Bahçede ki sohbet çok iyiydi, dışarıdan bakıldığında gıpta edilecek gençlerdi aralarında bu tür sohbet geçtiği için herkes nasihatlerin akla girdiğini zannediyordu ama nasihatler sadece havada uçuşuyormuş ve o kadar konuştukları hepsi boş laftan ibaretmiş…
   Bu yaşanmış bir olaydır kesinlikle, her lisede veya üniversitede böyle kişiler vardır. Dış görünüşü nasihatçi gençler ama içleri nefsin eline geçmiş boş laf konuşan gençler…
   Bir nasihat edeceğimiz zaman önce nefsimize o nasihati edeceğiz eğer kendimizde uygulayabiliyorsak ettiğimiz nasihati bizden mutlusu bizden sevinçlisi yoktur o an için ama bu sevincimiz devam edecek sadece o an için olmayacak devam etmesi için çalışacağız.
   Vicdanımızın galip gelmesi için nefsimizin mağlubiyeti için çalışacağız. Çalışacağız ki bizleri görenler bize gıpta edecekler ve bizden nasihat isteyecekler ve ettiğimiz nasihatler onları çok etkileyecek. Çünkü nasihati eden kişiler söyledikleri her nasihati yapmaya çalışıyorlar ve çalışmaya devam edecekler.
   Düşünürsek büyük bir nasihat zinciri olmamız imkânsız değil, herkes kendisinde uyguladığı nasihatleri başkasına anlatır, onlar da kendinde uygular başkalarına anlatır ve böylece büyük bir nasihat zinciri olabilme imkânımız olur.
   İlk başta kendimizi sonra başkalarını, çünkü ilk başta kendini düzeltemeyen başkasını düzeltemez…
   Demek istediğimiz sadece iyi yönde gelişmek ve değişmek, SEN değişirsen herkesinde değişme ihtimali olabilir…
   Bunu yapmaya çalış, çalışalım, çalışacağız…

                                   Herkes nasihat edebilir ama uygulayacak tek kişi vardır,
             Allah’tan korkan kişi yapılan nasihati de yaptığı nasihati de uygular…

                                     
DEVAMINI OKUYAYIM

5 Mayıs 2014 Pazartesi

...KUYUDAN ÇIKMAK İSTEYEN VAR MI?...

Zamanımız daha fazla boşa gitmeden,
Işığı görüp yukarı çıkmamız lazım...

   İnsanoğlunun, değerini bilmediği en önemli kavram: ZAMAN…
   Zamanımızı o kadar çok boş işlerle geçiriyoruz ki, zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyoruz. Zaman dediğimiz kavram çok garip, harcadığımız hiçbir saniye, hiçbir dakika geri gelmiyor. Çoğu kez bundan dolayı pişmanlık duyuyoruz: “Neden vaktimi boşa harcadım ki, daha güzel şeyler yapabilirdim.” denmesi ortaya çıkıyor. Pişmanlık duygusu kaplıyor bizleri ister istemez.
   Nasıl vakit boşa harcanıra gelince, şöyle ki; bilgisayarda işi olmayıp da iş yapıyorum diye oyun oynayanlar tam bir boş vakit kuyusunun içine düşmüş kurbanlardır. Çoğu kişi bu kuyudan çıkmaya uğraşır fakat nefs denilen ve bizim her zaman kötülüğümüzü isteyen varlık, devamlı olarak bizi o kuyunun içine itmeye çalışır ve kıyamet’e kadarda çalışacak. Bizler nefsin bu oyununu çok kolay bir şekilde yiyoruz.
   Zamanımızı o kadar çok kıymetsiz geçiriyoruz ki, telefon elimizden düşmüyor, bilgisayar başından kalkamıyoruz, çarşıda, pazarda boş boş gezmekten kendimizi alamıyoruz. Bu yaptıklarımız nefse göre dolu dolu geçen vakitler, haliyle bu kuyuya düşmüş olanlara da, bu yaptıklarımız dolu zaman olarak geliyor ama o karanlık kuyunun içine birisi ışık tutunca anlıyoruz ki boş vakit geçirerek nefsinin elinde oyuncak olmuşuz…
   Birde o kuyuya tutulan ışığı görmek istemeyenler var. Şeytan o kişiler sayesinde çok mutlu oluyor. Düştüğümüz kuyudan çıkmama gayretimizi görünce o kadar çok seviniyor ki, bunun devamlı devam etmesini istiyor ve bu böyle devam ediyor…
   Derler ya: “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.” İşte bizler bu ayıp’ı hala devam ettiriyoruz. Her şey elimizin altında, bilgi edineceğimiz çok kitap var, hepsini geçtim Kuran-ı Kerim var, hiç değilse Kuran-ı Kerim okuyalım, okuyalım ki Rabbimiz bizden neleri yapmamamızı, neleri yapmamızı buyurmuş onları öğreniriz…
   Hadi diyelim ki Kuran-ı Kerim bizim alacağımız bilgiler için yeterli değil, gerçi bu imkânsız da çünkü Kuran-ı Kerim’in birde tefsiri var orda öğrenmek istediğimiz tüm bilgiler var ama oldu ki burada ki bilgilerde bize yetmedi. O halde hadis-i şerifler var, o da mı yetmedi büyük evliyaların İmam-ı Gazali gibilerin kitapları var.
   Birde diyorsak ki: “Biz okumak istemiyoruz, okumaktan canımız sıkılıyor.” o halde de kasetler var, bilgisayar var istediğimiz hocanın istediğimizi sohbetini dinleyebilme imkânımız var…
   Eee tüm bu imkânları değerlendirmek istemiyorsak aklımızdan şüphe etmemiz lazım. Hiç değilse sohbet dinlemek en kolayı aç bilgisayardan bir hoca o konuşsun sen dinle, böylece bilgilerimiz çoğalır…
   Ama biz tüm bu imkânlarımıza rağmen her gün her gün bilgisayarda oyun oynamayı huy edinmişiz. Oyun oynamayın demiyoruz tabi ki ama her gün her gün oynamayın diyoruz. Her gün aynı tempo hayat devam edince ve bu tempo da aklımıza çok değerli bilgilerin yer etmesi için bir gayretimiz yoksa geçirdiğimiz dakikaların boş olduğu açıkça ortadadır.
   Buhari’de geçen hadiste Peygamber efendimiz(s.a.v) şöyle buyuruyor: İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”Peygamber efendimiz(s.a.v) bu hadisi 632 yılından önce söylediği bir gerçektir ve o zamanda boş vakit geçirenler varmış yani ama o zamanda bilgisayar, telefon gibi teknolojik aletler yokmuş. Şimdiki zamana bakınca her şey var, eee vaktimiz bunlarla daha da boş geçiyor yani anlatmak istediğimiz boş vakit kuyusu o zamanda vardı ama o kuyunun içine atılacak az şey vardı, şimdik ise kuyunun içi teknolojik aletlerle donatılıyor her geçen gün bunlar da haliyle vaktimizi daha da boş geçirmemizi sağlıyor…
   Yapmamız gereken tek bir şey var, her şeye rağmen o kuyuya tutulan ışığı görmeye çalışmak, o ışıkta dediğimiz gibi Kuran- Kerim, hadisi şerifler ve çok değerli olan kitaplar...
   Bu ışıkları takip edince yavaşça kuyudan tırmanarak çıkarız Allah’ın izniyle… İşte o zaman şeytan öyle bir hezimete düşer ki, mutsuzluğun dibine gömülür…

                                               Zaman kelimesinin tersten okunuşun da,

                                              Namaz olduğu sizce tevafuk olabilir mi?...
DEVAMINI OKUYAYIM