28 Temmuz 2014 Pazartesi

...NEŞELİ GÜNLER...


Bu günlerde böyle yerlerin değerini,
Düşünüp, anlayabiliyorsak ne mutlu bize...
   Özlediğimiz, sevinçle beklediğimiz günler var. Birlik olduğumuz ailecek toplandığımız günler var. Bu günler bizim için neşe kaynağı, o günler elbette ki Bayram günleri…
   Her sene 7 günümüz böyle geçer çoğumuzun, Kurban bayramının 4 günü misafir ağırlamakla geçer, hoş sohbetlerle geçer. Ramazan bayramında ise genelde yemekle geçer, güzel tatlılar, baklavalarla geçer. Yılın 7 günü bizim için stres atmak gibidir.
   Esnaf olanlar, memur olanlar; bayram zamanında iş stresinden uzak olurlar. Kimisi akrabalarının yanına gider, kimisi tatile çıkar…
   Samimi olarak şükredeceğimiz günlerdir ama tam tersi yaparsak şükredeceğimiz yere devamlı kahkahayla, devamlı yemekle geçirirsek ne anlamı kalır öyle bayramın…
   Bayramın değerini bilmemiz gerekir, düşünsenize yılda 2 bayram toplam 7 gün ailemizin yanındayız, mutluyuz, huzurluyuz ve sevinçliyiz. Peki, ailesi olmayanlar, kimsesizler…
   Onları düşünmek tefekkür etmemizi bile sağlar. Bayramlarda en çok yalnızlık dokunur insana eğer yanımızda kimse yoksa bayramın geldiğini bile anlayamayız veya anlamak istemeyiz. Yalnızlık zordur, o durumda olmamış birisi yalnızın halinden anlayamaz. Anlamayı çok ister ama çıkar yollar yoktur…
   Bayramda sıla-i rahimler çok olur. Akrabaları ziyaret etmek yani… Birlik oluruz beraberliğimizi anlarız. Yapılan sohbetlerde ne konu varsa buluruz. Siyaset, dini, felsefi her konudan sohbetler yapılır. Ama gecenin sonunda ise sohbet bittiğinde yüzlerde tebessüm olarak tek cümle olarak: “Hayırlı geceler.” denir.
   Bu günlerin kıymetini bilmemiz gerekir, çünkü o hoş sohbetlerden sonra, güzel anlardan sonra başımıza kötü bir iş geleceğinde ilk söyleyeceğimiz: “Allahım ben ne yaptım da bunu bana reva gördün.” değil: “Vardır bunda da bir hayır.” diyerek dua etmemiz, çalışmamız lazım. Söylediğimiz cümleler çok önemli ne zaman ne söyleyeceğimize dikkat etmemiz lazım…
   Bayramların neşesi anlatmak için o kadar çok cümle vardır ki ama o kadar cümle toplansa bayramı anlatmaya yetmez, o anı yaşamak çok farklıdır daima…

                                                      Bayramların değerini bilerek,

                                  Diğer günlerimizi de öyle geçirmeye çalışırız inşaallah…
DEVAMINI OKUYAYIM

21 Temmuz 2014 Pazartesi

...DİKKAT! SAVAŞ VAR!...


Rabbim sabırlar ihsan eylesin,
Allah yardımcımız olur inşaallah...
   Her geçen gün yeni olaylarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman iyi olaylar, kimi zaman ise kötü olaylar oluyor. Gazetelerden, televizyonlardan kötü haberler fışkırıyor neredeyse… 
   Kötü olay dediğimiz, kimi zaman bizleri üzüyor; İsrail’in, Gazzeyi yok etmek istemesi gibi…
   Tabi ki bu olayların asıl amacı bilinmez. Bazıları getirim(rant) meselesi der, bazıları güç gösterisi derler. Anlayacağımız her kafadan bir ses çıkar.
   Bizleri üzen olaylar karşısında birleşmemiz gerekirken biz yine ayrı düşüyoruz ve haliyle yok olmamız kolay oluyor. Sırf bu konular yüzünden tartışmalara giriyoruz, boş tartışmalara ve de haliyle birbirimizi bazen üzüyoruz, ister istemez oluyor ama engellememiz şart…
    Birde bu olayların güya dini boyutta düşünmeye çalışan kişiler var, onlarda diyorlar ki: “Biz Allaha dua ediyoruz, niye bizim dualarımız kabul olmuyor da, İsrail hala galip geliyor.” bunları diyen çok kişi var, sırf akıl karıştırmak için, fitneciler topluluğu olup Müslüman topluluğunu bölmek için uğraşıyorlar…
   Sosyal medyada devamlı argo içeren tabirler, devamlı hakaretler, kime; sadece İsrail’e… Peki niye böyle yapıyorlar; Gazze galip gelsin diye mi, İsrail yok olsun diye mi yoksa ortalık yerde sadece laf olsun diye mi yapıyorlar?... Böyle yapan kişiler aslında vatanını çok seven kişiler gibi görünür ama sadece görünür. Sivil bir vatandaş olarak, Gazze için elimden bir şey gelmiyor, dua etmekten başka…
    Ya da sadece sosyal medyada tarafımızı belli edebiliriz, şu an için elimizden bir şey gelmiyor…
   Bu olaylar ile ilgili bir kişiyle konuşmuştum. Diyor ki: “Sen rahatça yatağında uyuyorken, ben İsrail konsolosluğunu aradım.” bu sefer bende: “Arayıp ne dedin abi.” diyorum. Dediği aynen şöyle: “Aradım, onların diliyle onlara hakaretler savurdum, sabaha kadar onlarla konuştum.” diyor. “Eline ne geçti abi…” diyorum. İşte o anda ses yok. Kuran-ı Kerim bize böyle bir şey diyor mu? Bu olayı onaylayacak bir hadis-i şerif var mı? Elbette ki yok, elimizden dua etmek geliyorsa dua etmemiz lazım. Hakaretlere yer yok. Savaş Gazze’de gibi ama asıl savaş, savaşın olmadığı yerlerde, en büyük savaş kendi içimizdeki savaştır…            
   Asıl savaş; sabırdır… Acaba biz bu olaylara İslami boyuttan çıkmadan mı dâhil oluyoruz yoksa bu savaşa dâhil olurken İslami boyuttan çıkıyor muyuz? Çıkmamak için ne gerekli; sabır…
   Sadece bu olay ile ilgili değil, gezi parkı olaylarında da bu kural geçerliydi, başka olaylarda da bu kural geçerli olmalı, dikkat etmemiz gereken nokta bu…   
   Gazze’de bebekleri öldürüyorlar, kadınları, çocukları öldürüyorlar. Elbette ki öfkeliyiz ama o öfkemizi kontrol etmemiz lazım. Elimizden dua etmekten başka bir şey geliyorsa yapmalıyız ama bu onlara küfür etmek olmaması lazım.
   Doktor muyuz, oraya yardıma gidebiliriz, yardım için para toplanıyor, para verebiliriz. İşte böyle yardımlardan bahsediyorum, önemli olan İslami boyut değil mi?... Olaylar karşısında elimizden ne geliyorsa onu yapalım ama yine diyoruz ki; İslami boyutta yapalım…Önemli olan kısım bu, öfkemize hakim olduğumuzda, samimi dualar ettiğimizde Allahın izniyle Müslümanlar galip gelecektir…


                                             Olaylar karşısında sabırlı olduğumuzda,

                                                      Sonunda inşaallah selametlik vardır…
DEVAMINI OKUYAYIM

14 Temmuz 2014 Pazartesi

...KARARSIZLIK İÇİNDE HAYIRLI YOL...

   
Kimi olaylarda hayrın başı,
Düşünceyle başlar...
   Vakit, akşam ezanına yakın bir pazartesi günüydü.
   Ömer, çarşıda ki işlerini halledip eve dönme yolundaydı. Yol kenarındaki ağaçta ötüşen kuşlara bakarken, önünden geçeceği demir köprünün üstünde asılı olan afiş dikkatini çekti. Merak ederek hızlı adımlarla köprüye doğru yaklaştı ve afişe bakınca sevindi. Çünkü afişte sevdiği şair, büyük üstad ve İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif ERSOY şiir dinletisi programının ne zaman nerede yapılacağı yazıyordu.
   İki gün sonra bu programa gitme arzusu bir anda içini kapladı ama ta ki aklına, Çarşamba günü sohbet zamanı olduğunu hatırlayana dek. Program saat 19.30’da yapılacaktı. Aynı zamanda da her hafta düzenli olarak gittiği sohbet yapılacağı zamandı. Aynı saate denk geliyordu. Bunun içinde haliyle üzülmüştü.
   Hangisine gidiyim düşüncesiyle eve doğru tekrardan yürümeye başladı. Eve geldiğinde ilk olarak annesine danıştı:
“Acaba nereye gitmem daha güzel olur anne, vallaha bir akıl ver işin içinden çıkamıyorum.” annesi, Ömer gibi olaya hangisi daha güzeldir şekliyle bakmazdı çünkü dini bilgisi hep hayır yolundaydı ve oğluna cevabı da ona göre oldu:
“Sen bilirsin oğlum, neresi daha hayırlı ise senin için oraya gidersin inşaallah.” diyerek annesi konuya kendi tarafında son noktayı koymuştu.
   Pazartesi, Salı, Çarşamba derken Ömer için kararsızlıkla dolu bir gün başlamıştı. Sabahın ilk saatlerinde en yakın arkadaşını aramayı ihmal etmemişti. Unutmuştu kaç gündür aramayı nasip bugüneymiş diyerek hemen aradı ve tüm aklındaki düşünceleri arkadaşına söylemişti. Ondan da annesinden aldığı cevaptan farksız bir cevap almamıştı.
   Ve saat 18.30’du. Vakit artık karar verme vaktiydi. O dakka aklından geçenler karar verdiğinin habercisiydi: “Şimdi sohbete gitsem program kaçar ve bir daha o programa gitmem nasip olmaz ama programa gidersem sohbete haftaya da gidebilirim, sıkıntı olmaz en iyisi programa gitmek. Yoksa böyle bir program bir daha Tokat’a gelmez.” Yaşadığı şehirde gerçektende böyle programlar pek sık olmazı ve olunca kaçırmayı istemeyen bir o kadar kişi arasında Ömer de vardı.
   Kararı kesinleştiğine göre programın yapıldığı yere doğru yol almaya başladı. İster istemez aklında hala kararsızlıklar vardı ama bunlara rağmen kararının arkasında durarak yoluna devam etti. Program salonuna gelince çok şaşırdı çünkü orada kimse yoktu. Oysa ki insan kaynıyor olmalıydı. Bir an düşündükten sonra neden burada kimsenin olmadığını anladı.
   Tokat’ta iki tane böyle programların yapıldığı yer vardı. Birisinin adı, 26 Haziran Kültür Merkeziydi, birisinin adı ise Hüseyin AKBAŞ Spor Salonu.
   Ömer’in gittiği 26 Haziran Kültür merkezinde olmadığına göre program diğer yerde yapılıyordu. Orada kendi kendine tebessüm ederek içinde bir şeyler diyordu: “Annem demişti hayırlısı nere ise oraya git  diye hakikaten doğruymuş hayırlı yer sohbete gitmekmiş.” diyerek koşar adımlarla sohbet yerine doğru koşmaya başladı.
   Saat 19:30’a geldiğinde sohbet yerinde huzurlu bir şekilde sohbetini dinliyordu. Perşembe günü afişe baktığında gerçekten de yanlış okuduğunu fark etti. Oysa ki program yapılan yerlerin isimleri birbirinde çok farklıydı ama Ömer’in yanlış okuması da Allah'ın bir hikmetiydi elbet...


                                                                       Hayırlısını düşündü,
                                                                                 Hayırlısı oldu…

                                                 

                                                 
DEVAMINI OKUYAYIM

7 Temmuz 2014 Pazartesi

...HAKKIMIZDA HAYIRLISI...


Şükürler olsun ki,
O sene öyle geçti...
   Her ne olursa olsun dilimizden çok şükür düşmeyen ve hep dilimizde kalmasını istediğimiz bir kelime var: “Hayırlısı…” bu kelimeyi çoğu kurduğumuz cümlede kullanırız.
   Hani bir sınava gireriz kötü geçmiştir ve bizden sınavın sonucu bekleyen ailemiz veya yakınlarımız ilk yorum olarak çoğunlukla şunu derler: “Hayırlısı olur inşaallah.” bu sözcük bize bir tesellidir bazen, bazen ise umutsuzluğun içinden doğan güneş gibidir.
   Bir bakıma her şeyin Allahtan olduğuna inanıştır. Çünkü hayrında, şerrinde Allahtan geldiğini biliriz. Hayırlısı demek bir bakıma zikir gibidir, çünkü baktığın zaman hayrı istemek dediğimiz gibi Allaha inanıştır ve bu inanışa sebep olan: “Hayırlısı” sözcüğü bu durumda zikir olmaz mı? Ama gerçekten içtenlikle denildiği zaman zikir olmaz mı? Tabi ki bir bakıma zikirdir.
   Sözcükler çok önemlidir, bir hayırlısı demek var, birde iyisi olsun demek var. Tabi ki de ameller niyetlere bağlıdır fakat ezanın Türkçe okunduğu zaman Allah yerine, tanrı deniliyordu. Allah denilmesi gerekirken tanrı demenin ne anlamı var. İşte bu da aynı onun gibi, sözcükler önemli…
   Her şerde vardır bir hayır derler, kesinlikle doğrudur. Bizzat benim başımdan böyle bir olay geçti.
   Ben liseyi bitirdiğim sene üniversite sınavını kazanamadım ve o sene kendimi boşluktaymış gibi hissedeceğimi düşündüm. Şimdi bakıldığında olayın şerden ibaret olduğu görülüyor ama kazanamadığım o senede sevmediğim kitapları sevmeye, bilmediğim bilgileri öğrenmeye çalıştım Allahın izniyle ve sanki üniversiteye gitmediğim sene kendimi bilgi selinin içinde hissettim. O bilgilerin hepsini aklıma yazmaya çalıştım ama ne kadarını yazabildim orasını Allah bilir.
   Şimdi bakıldığında ise şerrin bir anda tamamen hayra dönüştüğü fark ediliyor. Hem de bu yazıları o kazanamadığım sene yazmaya başladım, Allah nasip etti yoksa nasipten öteye gidemezdim. Bu yaşadığım dönem Allahın izniyle yaşanılan bir dönem, şöyle de olabilirdi ki, üniversiteye bilgisiz gitseydim, kısacası kötü yollara düşebilirdim veya başka şeyler olabilirdi ama Allahu Teâlâ bu dönemi böyle yaşamamı nasip etti.
   Şükürler olsun ki bu dönemde okuduklarımla dinimi, Müslümanlığı daha iyi öğrenmeye çalıştım ve çalışmaya gayret edeceğim Allahın izniyle…
   Allah nasip eder, kul çalışır olay bundan ibarettir. Hayırlı bir geleceğimizin olması için hayırlısını isteyelim. Şunu da söyleyelim ki: “Her hayırda bir şer vardır.” Böyle bir durumunda olması mümkündür. Ama böyle bir durumda da devreye sabır giriyor ki eğer hayırdan şer doğarsa sabretmek gerekir…

                                                                 Şerrin sonu hayırdır,
                                                                 Sabrın sonuda selamettir…
DEVAMINI OKUYAYIM