23 Kasım 2014 Pazar

...ÜRETEN TOPLUM...

Fotoğraf-Google'dan
Yattığımız yerden kınasak ne olur!
Yatarak icraata geçebileceğimizi nasıl düşünebiliriz ki...
   Dünyada yaşanan olaylardan dolayı artık toplumumuzda marka ürünlerine dikkat eder hale geldik. Aldığımız ürünün ne marka olduğuna, hangi ülkenin ürettiğine bakarak buna göre ürün seçiyoruz.
   Aslında lafı dolandırmaya gerek olmadığından direk olarak vereceğimiz bir örnekle açıklanacak bir durum; “İsrail’in birkaç senedir bazı ülkelere zulmettiği nerdeyse herkes tarafından kabul edilmiş bir harekettir. Bu olaylar yaşandığında bazı markaların satışından elde edilen parayla İsrail’e gönderildiği haberlerde de, sosyal medyada da ortaya çıkmış bir durumdur.
   Hatta bunları söylerken akla ilk gelen marka elbette ki; “CocaCola” şu anda da bakıldığında bazı şehirlerimizde CocaCola satımının durdurulması için yapılan çalışmalar haber bültenlerini doldurur hale geldi. Yapılması gereken davranışta zaten böyle olması gerekiyor.
   Eğer diyorsak ki: “Bu insafsız İsrail’e yardım edeceğime kellemi koparırım.” o zaman kelle kopacağına bakkaldan CocaCola veya bu hareketlerinde İsrail’e yardım gönderen başka markaları almayız. Öyle markaları alacağımıza onlar yerine başka marka alabiliriz. Anlatmak istediğimiz aslında dediklerimizin lafta kalmaması, icraata dökülmesi…
   Biz dersek ki: “İsrail’i kınıyorum.” ve bunu dediğimizde de elimizde yudumlamak için ağzımıza götürdüğümüz CocaCola varsa, dediğimizle yaptığımız haliyle bir olmuyor.
   Şöyle de bir durum var ki aldığımız telefon markaları bile zulmeden başka ülkelere ait olabilir, burada söylenende şu olabilir: “CocaCola almıyoruz da onların telefonlarını alıyoruz, hatlarını alıyoruz, arabalarını alıyoruz… O nasıl olacak?”  burada ki şahsi fikrim şudur ki; eğer bizim telefonlarımız yoksa arabalarımız yoksa üretmeye çalışmamız gerekecektir.
   Bizler birey olarak elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışacağız. Burada da demiyoruz ki: “Herkesin araba yapması lazım, hemen bir telefon yapması lazım.” kesinlikle böyle bir şey yok. İlgi alanımız ne ise o yönde gelişmemiz ve topluma bunu fayda halinde sağlamamız lazım. Bizler mesela, kitap yazıp insanların bilgilenmesi yönünde çalışıyoruz.
   Demek istediğimiz budur: “Herkes kendi ilgi alanında gelişme göstersin.” böylece düşüncelerimizi lafta değil icraata dökmüş oluruz.

                                               Üretmeyen toplum,

                           Üreten toplumun hegemonyası altında ezilir…
DEVAMINI OKUYAYIM

17 Kasım 2014 Pazartesi

...SAYGI(SIZLIK)...

Hepimiz kul olarak aynı mevkideyiz,
Kul, kula değer verecek ki bulut taneleri gibi,
dağılmayalım...
   Saygısızlığa tahammül edemeyen bizler, bazı kişilere bazı durumlarda farkında olmadan veya farkında olup saygısızlık ediyoruz. Kendimize yapılmayacak bir davranışı başkasına sergiliyoruz…
   Saygılı olmak her insanda bulunması gereken bir vasıf ve karakter bakımından en önemli unsurdur. Saygının kelime anlamından çok işlevi ilgilendirdiği için yaşadığım bir olay konuya daha da açıklık getirecektir.
   Sabah kalktığımda ekmek almak için bakkala giderken psikolojik olarak kendimi mutlu bir gün yaşacağım hissiyatındaydım. Bakkala girdiğimde, gülümseyerek verdiğim selamı, bakkal sahibi, bilgisayarda oyun oynarken hiç duruşunu bozmadan bilgisayarın ekranına odaklanmış bir şekilde: “Aleykümselâm.” diyebildi. Psikolojik olarak o anda karşımdaki kişinin davranışına şaşırdım. Dükkânına bir müşteri geliyor ama dükkân sahibi yerinden kımıldamıyor, bunun sebebi ise çok komik; bilgisayarda onu ekrana bağlayan bir oyun…
   Yüzüne bakarak: “iki tane ekmek alabilir miyim?” dedim. Duruşunu hiç bozmadan ve yüzüme bile bakmadan şaşırtıcı bir yanıt geldi: “Tamam, ekmek poşeti orada asılı.” bunu öyle bir tavırla duyduğum için ciddi anlamda üzüldüm.
   Üzüntü sebebim insanların birbirine saygı göstermemesi, herhangi bir yerde de karşılaştığımız bazı insanların davranışıyla bu tespitimiz açıkça ortaya çıkıyor. Haliyle böyle bir davranış karşısında tutumum dükkândan; “Eyvallah.” diyerek çıkmak oldu. Artık çıktıktan sonra durup düşünmüş müdür; “Ben neden böyle bir tavır sergiledim” diye yoksa “Kim geldi la dükkâna, Allah Allah herhalde gaipten sesler duydum, neyse oyuna devam edeyim.” diyerek yaşanan olay sanki onun açısından hiç yaşanmamış gibi mi davranmıştır orasını Allah bilir. Tabi su-i zan etmek doğru değil, hüsnü zan ederek inşaallah ders çıkarmıştır düşüncesindeyiz.
   Bu ve buna benzer tavırları çarşıda, pazarda, okulda kısacası insanoğlunun bulunduğu her yerde şahit olmamız mümkün olabilir…
   Birbirimize saygılı davranmak zorundayız daha doğrusu İNSAN gibi davranmak zorundayız. Karşımızdakinin insan olduğunun farkındaysak insan gibi davranacağız.
   Hem kendimize yapılmasını istemediğimiz bir davranışı başkalarına yapmadaki zihniyetimiz ne olabilir acaba, bazen düşüncesizce davrandığımız olur lakin her zaman aynı tavırları sergiliyorsak aklımızda ki düşüncelerin yanlış olmadığına inanıyoruz demektir, hal böyle olunca yanlış düşüncelerin bizi yanlışa sürüklemeye devam edecek anlamına gelebilir.

                                         İnsan gibi davranırsak,

                                             İnsan muamelesi görürüz…      
DEVAMINI OKUYAYIM

9 Kasım 2014 Pazar

...DEĞİŞ(İ)ME DİREN...

Herkes bizim toplumumuzu örnek alıyorken,
Şimdi biz başka toplumlara özeniyoruz...
   Toplumun nasıl, ne yönde, ne şekilde değiştiğini son yüzyılda rahatlıkla görebiliriz…
   Toplumda bazı kesimler iyi yönde, bazı kesimler kötü yönde değişime uğruyor. Giyimde, davranışta hatta yeme içmede bile değişmelere uğradığımızı görüyoruz. Bakıldığında eskiden toplum içinde insanlar davranışlarına dikkat ederdi ama şimdi bakıldığında davranışlarımız başkasını rahatsız etse bile bunu dikkate almadan yanlış davranışlarımıza devam ediyoruz.
   Çarşıda pazarda gezerken yanımızdan geçen insanların rahatsız olacağını düşünmeden ağzımızdan yanlış kelimeler çıkıyor ya da yürürken terbiyesizce insanların yüzüne bakarak yere tükürmek gibi bir değişimde gerçekleşti.
   Eskiden böyle değildi diyoruz lakin eski dediğimiz belki 10 beklide 15 yıl…
   Giyimde artık modaya uymak için yarışır bir hale gelmişiz aslında, erkek, kadın fark etmeksizin daracık kotlar, pantolonlar, etekler giymeye başladık. Hatta bazı kot modelleri var ki boydan boya yırtık pırtık…
   Toplumumuz iyice giyim konusunda özgürleşiyor. Özgürleşiyoruz derken İslam’dan uzaklaştığımızın da farkında değiliz. Araf Suresi 26.ayette Allahu Teâlâ bizlere şöyle buyuruyor:  “Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bunlar, Allah’ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.” bizim bu durumda giyim konusunda nasıl hareket edeceğimiz anlaşılıyor herhalde…
   Ve son yılların vazgeçilmez hazır yemekleri, insanlığın hem sağlık açısından hem de tembellik açısından etkileyen; fast food yani ayaküstü atıştırmalık yiyecekler… Bu aralar iki adımda bir dürümcü, çiğköfteci, pizzacı görmek mümkün, hal böyle olunca hazır yemeğe rağbet çoğalıyor. Akşam işten veya okuldan çıkınca eve gidip yemek yapmaktansa bir yerde atıştırmalık yiyerek karnımızı doyuruyoruz.
   Alışkanlıklarımız, davranışlarımız hepsi değişiyor. Değiştiren unsurlara gelince üzülerek söylemeliyim ki benliğimiz bize kendi açımızdan yetmiyor…
   Açıkçası benliğimizi kaybediyoruz. Benliğimiz, özümüz elbette ki İslam ama bizler İslam dışı olan Avrupa tarzına özeniyoruz. Toplumumuz değişirken gelişsin derken açılarak saçılarak geri adımlar atıyoruz… Böyle bir değişime direnmemiz ve önlememiz gerekmez mi?

                                        Toplum, başka topluluklara özendiğinde,

                                                   Benliğini kaybeder…
DEVAMINI OKUYAYIM

2 Kasım 2014 Pazar

...TEK SEÇENEK, ÇOK VAZGEÇME...

Her yol bir yere çıkar diye gidebiliriz,
Lakin çıkmaz yollarda olabilir...
   Sorular sorulur, seçenekler verilir ve yapacak tek bir şey kalır; SEÇMEK…
   Her seçimin bir vazgeçiş olduğunu anlayamasak bile durum tamamen vazgeçiştir. Okulda girdiğimiz sınavlarda bile, önümüze 4 veya 5 seçenek bırakırlar ve bir tanesini seçeceğiz diye 4 şıktan vazgeçeriz. Doğru cevap o vazgeçtiğimiz 4 tanesinde olsa bile artık vazgeçtiğimiz şıklar arasına çoktan girmiştir.
   Okul sınavı diye somutlanmaktansa, Allah yolu örneğini vererek soyutlayabiliriz. Allahın yolu dediğimiz, hepimizin bildiği gibi yürüme yolu veya arkadaşlarımızla gezme yolu değildir. O yol Allah katında mertebesini büyütmek isteyenlerin, Allahın rızasını kazanmak isteyenlerin yoludur. Tabi sorulan soruda Allah yolundan başka seçeneklerde var elbet; şeytanın yolu, ateistin yolu, hıristiyanlığın yolu bunlarda bir seçenektir. Seçmek tamamen bize kalmıştır.
   Her seçim bir vazgeçiştir. Biz Allah yolunu seçiyorsak eğer diğer 3 cahiliye şıkkından vazgeçmişizdir. Eğer vazgeçemediğimiz kararsız kaldığımız seçenekler varsa gittiğimiz yol ya bilinçsizlerin ya da kararsızların yoludur.
   Nabza göre şerbet olduğu gibi, sorulara karşıda farklı farklı cevaplar vardır. Verdiğimiz her cevaptan sorumlu tutulabiliriz. Bu dipnot, sorulara cevap verirken dikkat etmemizi sağlar. Evlilik masasında sorulan soru bile buna güzel bir örnektir. Sorulan soru belli, seçenekler EVET ya da HAYIR… Evet dersek gelecekte olanlardan sorumluyuz. Hayır dersek o an içinde sorumlu oluruz. Seçtiğimizde sadık olmamız gerekir, hiç değilse sadık olmak için gayret etmemiz gerekir…
   Bizler Allah yoluna girmişsek büyük sorumluklar karşısında büyük fedakârlıklar yapmamız gerekir. Bu yolda haram yoktur, bu yolda farklı bir inanış yoktur, bu yolda kader vardır, iman vardır, Allah vardır ve O’nun sadık yardımcısı Hazreti Muhammed Mustafa(s.a.v) vardır…
   Fedakârlıklar büyüktür ki bu yol için değer fedakârlıklar denilebilir. Bu yolda haram ilişki yoktur lakin zamanı geldiğinde başlayacak ilişkiler vardır. Bu da fedakârlıktır aslında, sevdiğin insanı zamanı gelene dek görememek, buluşamamak ve zamanı geldiğinde kavuşmak…
   Biraz fedakârlık, biraz sabır, biraz özlem ama sonunda mutluluk olan bir fedakârlıktır… 
   Bu yolda çok değerli şeyler olsa bile bunun farkına vakıf olsak dahi bu yolda yüz çevirenlerimiz vardır. Yüz çevirdiğimizde bilinçsizlik yoluna girmiş oluruz.

                                             Her seçtiğimiz karşılında,

                                                    Bir vazgeçtiğimiz vardır… 
DEVAMINI OKUYAYIM