1 Ekim 2015 Perşembe

...AKIL YOK...

            Akıl yok, sorun yok. Problem yok, çözüm yok. İnsan yok, dünya yok. Ekmek yok, kavga yok. Savaş yok, barış yok…

            Yokluk olsaydı her şey daha farklı olmaz mıydı? Her şeyin daha fazlası hep elimizin altında, bunlardan sıyrılmak gerekirdi. Beceremedik, tökezledik, bocaladık ve sonunda insanlığı yok ettik.
           
            Hep başkalarına baktık, kendimizi eleştirmedik. Hep başkalarını yargıladık, kendimizi yargılamadık. Bir kez olsun haksızlığımızı kabullenemedik. Kendi doğrularımızı hiçbir zaman değiştirmedik. Ne oldu? İyi mi oldu. Düşüncesizce davranışlar, yok olmamıza sebep oldu. Farkında değil misiniz? Yok oluyoruz. Bedenimiz olduğu gibi duruyor ama vicdanımız, aklımız değişiyor. Biz değişiyoruz. Dönüp kendimize bir bakalım. Başkalarına tavsiyelerde bulunmaktansa kendimize tavsiyeler verelim.

            Bu dünya kalp kırmaya değmez, üzülmeye değmez. Aklımızı neden kullanmıyoruz. İzlediğimiz, okuduğumuz her şeyi doğru biliyoruz. Peki, bunun doğruluğunu neden araştırmıyoruz? Allah aşkına şu aklımızı bir kullanalım…   

            Derler ki; tarihten ders çıkarın… Ama sadece derler, hangi tarihten bahsediyoruz ki bir saniye öncesi bizim için tarih, hani ders alıyor muyuz? Ya hu bir saniye, bir dakika veya bir hafta öncesini kendine ders edinemeyen insan koskoca yılları mı kendine ders edinecek?

            Yıllar yılı hep aynı sıkıntı düşüncesizlik, akılsızlık, cahillik, bilmezlik… Yabancılar bizden kat kat iyi düşünce bakımdan, bakın onları övüyorum kendimizi değil de onları tutuyorum… Ne kadar acı verici bir durum onlar akıllarını kullanabiliyorlar. Peki, biz? Bizde akıl çok kullanan yok. Yok, yok, yok… Çok olan aklımızı yok gibi kullanıyoruz. Meyvenin tazesi güzeldir, insanın düşüncelisi… Düşün ey dostum! Sen de düşün ki dünya doğru düşünen, hakkı düşünen insan görsün…


            Yokluktan var eden Allaha şükürler olsun ki düşünecek bir akıl vermiş bizlere…
DEVAMINI OKUYAYIM

29 Eylül 2015 Salı

...SONU OLAN BİR BAŞLANGIÇ...

İnsanaDAVET blog sitesi yakında yeni yazılarıyla, yeni düşünceleriyle, yenilenmiş bir şekilde sizlerle... Bekleyin...
DEVAMINI OKUYAYIM

27 Nisan 2015 Pazartesi

...UZUN BİR ARA...

Bu ara yazılara baya bir ara verdik... Ve bu arada bazı şeyler düşündük ve de İnsana DAVET blog sitesine birazcık ya da uzun bir ara vermeye karar verdik... İnsan yazdığını yapamazsa vicdan azabından ruhu acı çeker... Biz insanlar hakk olan  verdiğimiz sözleri, hakk olan yazdığımız yazilari dosdoğru yapsaydık simdi dünya çok daha guzeldi... Fazla uzattık hakkınızı helal edin bu gidiş yeni bir dönüşün habercisi olabilir inşallah Allaha emanet olun... Selam ve Dua ile...
DEVAMINI OKUYAYIM

17 Nisan 2015 Cuma

...BİR ÖZLEM VAR İÇİMDE...

   Bir özlem var içimizde, hiç bitmeyecek bir özlem…
   Muhabbete özlem, sevgiye özlem, dostluğa özlem… Çoğu kez eskiye özlem duyarız. Çünkü biliriz eskinin muhabbeti daha da can alıcıdır. Şimdilerde muhabbet etmek çoğu kişiye nasip olmuyor.
   Misafirliğe gidildiğinde cepten çıkan telefon ortamı bozmaya yetiyor veya o gün televizyonda ki güzelmiş gibi görülen yabancı bir film sohbet etmemizi engelliyor. Oysaki eskiden mum ışığının etrafında toplanılıp çayı yudumlarken edilen sohbetler ne kadar da anlamlı ve güzeldi…
   Dedemizin, babamızın anlattığı hikâyeler bizi bizden alıyordu ama şimdi ki çocuklar da dikkati pepe’nin üstüne toplamış durumda… Pepe ne yaparsa onu yapıyorlar. Dua ederek uyuyan genç nesil, şimdilerde kulağında müzik dinleyerek uyumaya çalışıyor…
   Eskiden saygı vardı, bir öğretmenle nasıl konuşulacağı biliniyordu ama şimdi öğretmeniyle el kol şakaları yapan öğrenciler olmaya başladı, tabi o öğretmende çağa ayak uydurmuş herhalde…
   Yeniçağ derken biz baya gerilemişiz aslında, düzen olarak gelişmiş olabiliriz ama mesele insan… İnsan ilerleyemezse, gelişemezse düşünceleri, affedersiniz ama insanım ben demesin…
   İnsan geliştikçe insandır. Gelişmeye gönül vermek bile güzeldir yeter ki iste gelişmeyi… Gelişme mevzusuna gelince konu sapacak gibi, o yüzden velhasıl kelam bizler yeni ile eski arasında ki ince çizgiyi anlayamaz hale gelmişiz. Eskinin ilişkisi; insan ile insandı…
   Yeninin ilişkisi; insan ve teknoloji… Teknoloji düşmanı değiliz elbet ama teknolojinin bu kadar da bilinçsiz kullanılmasına karşıyız.
   Eskiye duyduğumuz özlemi gidermek yine bizim elimizde, bir gün çayımızı yudumlarken telefonla uğraşmayabiliriz, televizyonu kapatabiliriz ve konuştuğumuz kişinin gözlerinin içine baka baka bir şeyler anlatır, bir şeyler dinleriz…
                                        
                                           Eskilere o kadar çok özlem içindeyiz ki;

                                                     Kelimeler anlatmaya yetemez… 


Dipnot: Bir haftadır yazı paylaşamıyorum, sınavlar olduğu için pek ilgilenemedim... Bunun için sizlerden özür diliyorum... Ayrıca yeni açtığımız: http://sade-fm.blogspot.com.tr/ internet adresinde hoş muhabbetler edeceğiz... Sizleri de yeni sitemize bekleriz...
DEVAMINI OKUYAYIM

2 Nisan 2015 Perşembe

...SİSTEM GÜNCEL...

   Teknoloji çağı hızla ilerlerken kelime dağarcığımıza yeni kelimelerde haliyle ekleniyor. “Güncelle” kelimesi ben daha önce hiç duymamıştım, sorduğum bazı kişilerde: “Bilgisayar, telefon, onlarda karşımıza çıktı bu kelime…” dediler.
   Her bilgisayarın işletim sistemi, aynı şekilde telefonlarda güncellenmesi gerekir. Daha hızlı, daha verimli çalışması için… Bazı virüs programları her internet bulduğu yerde kendi kendini güncelliyor; sebep, daha iyi bir verim sağlamak, bilgisayarı daha iyi korumak… Aslında bakıldığında güncelleme mükemmel bir şey…
   Şimdi bu güncelleme işini makineler üzerinde değil de insanlar üzerinden düşünelim. Her makine yenilenmeye ihtiyacı olduğu gibi insanlarında vardır. Makinelerde yenilik olmazsa bir zamandan sonra sistem çöker, benim 10 yılık Windows 95 sistemli bilgisayarımın çöktüğü gibi…
   Bizlerde de güncelleme işi yapılmadığında kendi kendimize zarar verebiliyoruz. Psikolojik rahatsızlıklar, intihar etme vakaları güncelleme yapmadığımızdan kaynaklanıyor.
   Sıkıntılar içinde yüzmeye başlıyoruz. Etrafımızı, aklımızı virüsler sarıyor ve eski sürüm bu virüsleri gideremediğinden... Ekranda bir yazı beliriyor… Sistem çöktü, öğle namazına müteakiben karacaahmet mezarlığına defnedilecektir. Sonuç bazen belirsiz bir yerde çürüyüp gitmede olabilir…
   Allahu Teâlâ bizlere güncellenme olanağı veriyor. Yapılması basit ama sevabı çok olan bir güncelleme şekli; her namazda abdesti tazelemek nur üstüne nur yapmaktır, yani güncelleme yapılması demektir. Bazı zamanlarda da namaz kıldığımız halde, abdest aldığımız halde güncellenmediğimizi zannederiz, bu seferde Kuran-ı Kerime başvururuz, zikir çekeriz en nihayetinde kendimizi güncelleriz. Güncellememizi düzenli yaparsak huzur bulabiliriz Allahın izniyle, yeter ki inancımız olsun…

                                                     Sistem hata verirse,

                                        Seni senden iyi tanıyan birinin evine git…   


Dipnot: "Seni senden iyi tanıyan birinin evine git..." sözü Selimhan KALKAN'a aittir...
DEVAMINI OKUYAYIM

26 Mart 2015 Perşembe

...MÜTEFEKKİRANE...

foto : google'dan
   İşler güzel gitmeyince, aile yapımız bozulduğunda, sıkıntılar çoğaldığında tek yalvaracağımız Allahu Teâlâ vardır. Öyle dertler içinde oluruz ki yapacak somut bir şey kalmaz ve en son dua kapısını düşünürüz.
   Hep öyle olur zaten en son duayı düşünürüz. Meselemiz bu değil elbette, meselemiz duanın, namazın, kısacası ibadetin nasıl yapılırsa daha da isteyerek yapılacağını anlatmak…
   İbadeti başkaları için değil Rıza-ı İlahi için yapıyoruz. Unutulmaması gereken bir noktadır ki, namazı kılarken yanımıza gelen kişiden dolayı özenerek kılmadığımız namazı bir anda özenerek kılmaya başlıyoruz. Biz görülene değil görülmeyene itaat ediyoruz.
   İbadetimizi de ona göre yapmalıyız. Fazla uzatmadan demem o ki mütefekkirane ibadet yapmamız gerekiyor. Mütefekkirane demek tefekkür eder şekilde, derin ve dikkatlice düşünerek manasına geliyor. Buradan anlamamız gerekende ibadetimizi yaparken; dünyayı düşüneceğimize, dünyanın tek sahibi Allahu Teâlâ’yı düşünelim…

   Namazdayken, ocaktaki yemeği düşünmek yerine o yemeği bize bahşedeni düşünmek gerek…
DEVAMINI OKUYAYIM

18 Mart 2015 Çarşamba

...ÇÖZÜM VAR(SA) UYGULA GİTSİN...

foto : google'dan
   Aile, toplumun direğidir. Toplumu ayakta tutabilen insan ve dolayısıyla ailedir. Toplumda çoğu kişide şu düşünce vardır: “Herkes daha iyi olsaydı güzel bir toplumumuz olabilirdi.” böyle bir düşüncenin sonucunda da toplumda sıkıntılar meydana gelebiliyor. Tartışmalar, hakaretler havada uçuşabiliyor.
   Böyle bir sıkıntının derinine inersek: “Aile çocuklarını nasıl yetiştiriyor?” diye bir soru karşımıza çıkıyor. Ailelerin çocuklarıyla ilgilenmemesi, usulünce yetiştirememesi toplumda bozukluklara neden olabilir.
   Şöyle ki: “Yolda oğluyla yürüyen bir baba, oğlunun yanında yere tükürse bu yanlış bir davranış olmaz mı?” Çocukta haliyle: “Babam böyle yaptı, bende yapayım demek ki bunu yapmada sıkıntı yokmuş.” aynı çocuğun annesiyle gezmeye çıktığında yere tükürdüğünü gören annesi: “Oğlum ne yapıyorsun, bu yaptığın yanlış.” dese en kısa yoluyla bu çocukta şöyle bir düşünce oluşmaz mı: “Ya hu babam tükürüyor, annem tükürme diyor. Hangisi doğru söylüyor anlamadım.” ardı ardına sıkıntılar çıkıyor.
   Aynı çocukta büyüdüğünde aynı terbiyesizliği kalabalık bir ortamda yaptığı düşünülünce orada o insana ters gözle bakılmaması biraz olanaksız… Hem de insanların çoğunda ön yargı vardır. O çoğu kişi için, onun nasıl yetiştirildiği yoktur akıllarında. Sadece orada yere tükürdüğü ve terbiyesiz bir insan olduğu söylenir o kişiler tarafından…
   Fark ettiğiniz üzere basitçe çözülebilecek bir mesele nasıl büyüyor ve toplumu nasıl etkiliyor? Oysaki anne, baba çocuklarını ortak akılla büyütmeleri ona göre bilgileri öğretmeleri lazım, yoksa tam tersi zıtlıklar oluşursa öğretme esnasında sıkıntı olur ve bu sıkıntı tüm hayatı boyunca o kişiyi takip edebilir. Ailedeki bireyler birbirlerine değer verdiği zaman aile içinde çok sıkıntı olacak durumlar olmayabilir.
   Evladın hayırlı olması her anne babanın dilediğidir herhalde… O zaman çocuk yetiştirmede bu bilinçsizlikler, aile içinde ki fertlerin birbirine değer vermemesi gibi sıkıntılar neden hala devam ediyor. Önlem alınmıyor değil, seminerler, konferanslar oluyor. Bunlar yoksa bile bu konu hakkında onca kitap yazıldı ve yazılmaya devam ediyor. O halde neden hala bu bilinçsizlik…
   Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki;15 yaşındaki birisinin yaptığı tüm hataları da anne ve babasına yıkmak doğru değil. Allahu Teâlâ herkese bir akıl vermiş. Biz bu aklı kullanarak yapacağımızın doğru veya yanlış olduğunu bilmeliyiz. Anne veya babanın çocuklarına bilgi vermediğini, çocuklarıyla oturup güzelce konuşmadığını düşünürsek, hayatta bocalama durumu olabilir ama biz aklımızı kullanırsak neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilebiliriz…
   Yetişme, yetiştirme çok önemli ve yükümlülük isteyen bir hayat görevi, bizler bu görevin önemini bilseydik eğer yetiştirme şeklimizi değiştirirdik. En basitinden şu an Türkiye de çoğu kişi bir futbol takımı tutuyor ve derbiler olduğu vakit ortalığı küfür seli götürüyor. Bir babanın oğluyla maç izlerken, futbolculara hangi hakaretler savurduğunu duyunca çok şaşırdım ama demek ki böyle şeyler varmış dedim. Bu da bir toplum bozukluğu ve daha neler neler…
   Ortada bir sorun var ve o sorunun elbette çözümü de var… Şöyle ki; hep bahsediyoruz: “Bilinçlenelim…” diye işte bu hamleyi artık gerçekleştirme vakti geldi. Sizde sıkılmadınız mı toplumumuzun bu kadar bilinçsiz olmasından? İçiniz yanmıyor mu, sırf bir maç için birbirini öldüren insanlar var. Bunları da bir ana baba yetiştiriyor ama bilinçsiz…
   Bugün çocuğuna para verince, onu dövmeyince babalık ettiğini sananlar var. Çocuk büyüse de annesi ve babası için büyümez, o hep anne babanın gözünde küçücük çocuktur. Bu kural olmuştur artık, o yüzden çocuk ilgi ister, şefkat ister, kendisiyle konuşulmasını ister. Çok şey istediğinde de verilmemesini bilmesi gerekir. Çocuk ne şımartılır ne de başıboş bırakılır…
   Şahsen ben evlat gözüyle bakarak düşüncelerimi bildirdim. Haliyle yetiştirilme tarzının İslama göre, örnek olarak: “Hz. Ali(r.an)’nin Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i, Peygamber Efendimiz(s.a.v) çocuklarını nasıl yetiştirdiğine bir bakmak lazım.”  örnekler uzar gider, sorun sorunu doğurur ama ilk soruna çözüm bulduk mu, daha da sorun olmaz Allahın izniyle…

                                                 Sorunumuzu değil,

                                             Sorunlarımızı çözelim… Hep Birlikte…
DEVAMINI OKUYAYIM

10 Mart 2015 Salı

...LÜZUMSUZ....

   Sakin ol… Söyleyeceğin sözlerin sonunu düşün… Sözlerinin, birisini incitmemesi için seçtiğin kelimeler… Kelimeler çok önemli, kelimeler senin küçük hazinen, dikkatli seç kelimelerini… Büyük hazinede kelimelere yüklediğin anlamlar… Dikkat et onlara…
   Ömer, arkadaşının karşısında ne diyeceğini düşünecekken aklını bu düşünceler sarmıştı: “Söyleyeceğine dikkat et…” çok hararetli bir tartışmanın ortasında söylenmeyecek sözler eğer söylenmişse; ortada pişmanlıklar, kalp kırma, darılma gibi durumlar meydana gelebilir.
   Ömer’le, Zaferin konuşması da bu şekilde şiddetli devam ediyordu. Ömer’in iç sesi kelimelerine dikkat et diyordu. Zaferin iç sesinde konuşulanda: “Biz şu an neyi tartışıyoruz, anlamadım ki arkadaş.” anlayacağınız ikisi de konudan kurtulmak istese dahi ortam tetikliyordu: “Devam edin tartışmaya, devam edin…” etraflarında arkadaşları da vardı, böyle demiyorlardı ama alttan alttan gaz veriyorlardı: “Sen haklısın… Sen daha haklısın…” bu kadar söyledikte konuştukları konuyu söylemedik…
   İşin garibi de o, konuştukları konu; bir önceki akşam iki futbol takımı arasında oynanan maç… Konuya bak sen, tüm dertler bitti sıra maça geldi… Maça gelebilir onda da sıkıntı yok ama sırf maç için tartışılması üzücü bir durum…
   Zaten işin doğrusu normal bir tartışma ortamının olması da üzücü bir durum ve bazen lüzumsuz… Ömer’in iç sesi olayı tribünden izler gibi yorum yapıyordu. Şu ana kadar düşündüğü yanlış yaptığına yetmeliydi ama yanında ki arkadaşlarının da araya boş bir fitne atmasıyla devamlı konu uzuyordu.
   Zafer bir an: “Bir dakika, bir dakika biz ne yapıyoruz şu an Ömer daha fazla ne uzatıyoruz, yapılan maçtan bize bir fayda geldi mi? Yok o zaman bu konuşmaya hiç gerek yok kendimize gelelim.” Ömer tebessüm ederek: “Vallaha bende topu kim taça atacak diye bekliyordum, çok iyi yaptın, hakikaten değmez.” yanlışlar anlaşıldığına göre pişmanlıkta olamayacak, dargınlıkta…
   Ömer ile Zafer’in yaşadığı bu küçük olay her alanda karşımıza çıkıyor sadece maç değil ki; siyaset konuşulduğunda, dini meseleler konuşulduğunda, fikri meselelerde ve daha birçok konuda…
   Önemli olan belli nasıl ki Müslüman olmak için bazı kurallar var. İnsan olmak içinde bazı kurallar var. O kuralların dışına çıktığında; “sen insan değilsin.” denilemez elbette ki sadece İnsan, insanlıktan nasibini almış olması gerekir. Bu nasip herkese bahşedilir, bu nasipten faydalanmamak yine insanın hatasıdır…

                                                            Dikkat et insanlığına,

                                                    İnsan olana bir kere bahşedilir.     
DEVAMINI OKUYAYIM

3 Mart 2015 Salı

...UYDURULMUŞ DÜŞÜNCE...

...dikkat!...
   Toplum içinde insanlarla kurduğumuz diyaloglarda bazen ister istemez bir cümle kullanıyoruz: “Yukarda Allah var…” cümle devamının bizim için pek önemi yok. Asıl durulması gereken kelime: “Yukarda” sözcüğüdür…
   Bazen bir meselemiz oluyor eğer o mesele çözülürse kafamızı gökyüzüne dikip: “Sağol Allahım çok sağol.” diyerek boş yere günaha girebiliyoruz. Allahu Teâlâ mekândan münezzehtir.
   Münezzeh kelimesinin anlamı uzak veya temiz manasına gelir. Şu dipnotuda geçmek gerekir ki; Allah her yerdedir demekte caiz değildir. Çünkü her yerde diyince yine bir mekân tayin etmiş oluruz ama mekândan münezzeh yani uzak dememiz daha doğru olur.
   Allah yukarda mevzusu yine Hıristiyanlıktan bize gelmiştir. Hz. İsa(a.s) göğe çıkıp Allahu Teâlâ’nın sağına oturduğu düşüncesi de Hıristiyanlığa sonradan girmiştir lakin ne kadar benimsendiyse bize bile bu düşüncelerini empoze etmişler.
   Biz ne zaman ki Hıristiyanlara özenmiyoruz dediysek işte o zaman Hıristiyanlığı, biz Müslümanlara yavaş yavaş empoze etmeye başladılar ve hala devam etmektedirler.
   Dizilerde, filmlerde, tiyatrolarda böyle empoze etme fikirleri şimdiki dönemde baya fazladır. Bizler sadece stres atmak için veya boş vakti değerlendirmek için ne kadar doğru olmasa da izlediğimiz herhangi bir filmde aklımıza giren yanlış bir düşünce oluyor, elbette ki bazı filmler müstesna…
   Bu yanlış düşüncelerde bizim günaha girmemize sebep oluyor. Şöyle ki; yukarda Allah var diyoruz, mekân tayin ediyoruz. Allahu Teâlâ mekândan münezzeh olduğundan dolayı haliyle bizde yalan söylemiş oluyoruz. Yalan söylemekte münafık alametidir.
   Hadis-i şerifte: “Münafığın alametleri; Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünü tutmaz. Kendine itimat edilince ihanet eder.” buyuruyor Peygamber Efendimiz(s.a.v)… O halde anlamalıyız ki söylediğimiz her kelimenin sonunu düşünelim…


                                                           Dikkat edersen cümlene,

                                                       Yanlış söylemezsin böylece…
DEVAMINI OKUYAYIM

21 Şubat 2015 Cumartesi

...KARİYER PLANLAMASI...

foto:google'dan
   Doğarız…
   Yaşarız…
   Ölürüz…
   Aradaki yaşama biçimini küçükken aile, büyüyünce biz ele alırız ya da öyle sanarız. Daha konuşmaya başlamadan önce söylenecek ilk kelimenin; anne veya baba olması istenilir. Okul çağına gelince üstümüzde anne ve babamız tarafından sıkı bir otoriterlik hissederiz: “Evden okula, okuldan eve. Fazla gecikmek yok, arkadaşlarınla fazla takılmana da gerek yok.” gibi nasihat şeklinde cümleler bizlere iletilir.
   Büyüklerimizin istekleri, güzelce derslerimize çalışıp, polis, avukat, doktor gibi güzel bir kariyer sahibi olmamızdır.
   Hep bir kariyer türküsü çalar gider, elbette polis, avukat veya doktor olmak kötü bir şey değil ama istenilenler arasında sadece dünya kariyeri ön plana çıktığı için sıkıntılı bir ahiret kariyeri ortaya çıkabilir. Oysaki nasihatler, istekler, söylenecek ilk sözler daha manevi bir boyutta olabilir.
   Dünya kariyerimizde iş görüşmesine gittiğimiz bir işletmede o firmanın insan kaynakları müdürü geçer karşımıza sorular sormaya başlar ve soruları düzgünce cevaplayabilirsek işe girme ihtimalimiz olabilir.
   Ahiret kariyerinin soruları da kabirde sorulmaya başlanır. Eğer doğru cevap veremezsek ahiret kariyerinde mutlu olmayabiliriz. Herkesin aklında bir kariyer yapma fikri vardır ama herkesin kariyer planlaması farklı olabilir.
   Birisi vardır ki; üniversiteyi bitirene kadar hep dünyalık kariyerine hazırlık için verilmiş nasihatler ve bilinçaltına atılmış benlik duyguları vardır ve de bir zamandan sonra bu benlik duyguları ortaya dökülmeye başlar.
   Başka biriside vardır ki; dünyalık kariyerine verilmiş nasihatlerin yanında ortaya çıkabilecek benlik duygusunu yenebilmek için verilmiş ahiret kariyeri nasihatleride vardır…
   Annemiz veya babamız bize vereceği öğütlerin geleceğimizi ve ölümümüzden sonraki geleceği de düşünerek ona göre öğütler vermesi kendileri içinde bizler içinde önemlidir. Bu önemi anlamak için hem manevi yönden hem de maddi yönden ilerleme göstermek için gayret etmemiz şart…

                                                           Dünya kariyerine çalışırken,

                                                       Ahiretede önem vermeyi unutma-yalım… 
DEVAMINI OKUYAYIM

3 Şubat 2015 Salı

...TOPARLANMA VAKTİ...

Selamun aleyküm...Sitemizde 2 hafta yazı paylaşılmayacaktır, kısa bir ara vermekteyiz toparlanmaya ihtiyaç olduğundan 2 hafta ara veriyoruz...Allah'a emanet olun, 2 hafta sonra Allahın izniyle daha hayırlı bir şekilde yazılarımıza devam ederiz... Son olarak Rahmetli Şair Mehmet Akif ERSOY'un: "Zulmü Alkışlayamam" şiirini sizlerle paylaşalım...

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?






                                                            ...Selam ve Dua ile...
DEVAMINI OKUYAYIM

27 Ocak 2015 Salı

...YA HAYIR KONUŞ YA DA SUS...

   
Fotoğraf : www.derinsayfa.com
“Her koyun kendi bacağından asılır.” diyormuş atalarımız, bizlerde bazen bu lafı bir bakıma tasdik ediyoruz. Bildiğimizi, aktarma gayreti göstermiyoruz. Bildiğimizi uyguluyoruz ama uygulamayanı nazik bir dille uyarmıyoruz. Sebep: “Her koyun kendi bacağından asılır, onlarda bilsin bak biz biliyoruz kitaplar okuyoruz. Banane canım ben biliyorum ya yeter.” deyip geçiyor bazılarımız…

   İnsanlığa suç buluyoruz diyoruz ki: “Bu önümde ki adam niye çöpü yere attı ki hiç anlamıyorum, işte bu yüzden insanlığın adını kirletiyor.” bu sözcükleri sarf ederken, çöpü yere atan kişinin yanına gidip nazik bir dille uyaracağımıza suçu o kişiye yükleyip yolumuza devam ediyoruz.
   Burada söylenmesi gereken önemli bir noktada şu ki; eğer nazikçe söyleyemeyeceğimizi veya o kişiye doğruyu tam idrak ettiremeyeceğimizi düşünecek olursak, o kişiyi uyarmamız doğru olmaz.
   Zira Peygamber Efendimiz(s.a.v): “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.” diye buyuruyor. Bizlerde bildiklerimizi söyleme konusunda hayır olacakken şer olmaması için eğer ki uyarma konusunda içimizde şüphelerimiz varsa: “Ben nasıl söylerim şimdi, beni dinler mi? Bir soru sorupta kalırım belki…” gibi düşünceleri aklımızdan geçirirsek söylemememiz daha hayırlı olur belki…
   Yine de pes etmek yok, söyleyemediğimiz de o bilgiyi nasıl en kibar yolla, en güzel yolla aktarabiliriz onun derdine düşmemiz lazım, yoksa “ben anlatamam o yüzden hiçbir şey dememe gerek yok.” demekle; “banane ben biliyorum ya yeter.” demek arasında fazla bir fark olmuyor. Bizler bildiklerimizi dik durup tıpkı Elif gibi kendimize güvenerek ve edindiğimiz bilgiyi tam idrak ederek söylersek karşımızda ki kişiye Allahın izniyle hayırlı bildiklerimizi hayırlı bir şekilde aktarırız inşaallah…
   En önemli kısımda şudur ki bildiklerimiz eğer hayırsa-Peygamber Efendimiz(s.a.v) dediği gibi- konuşmamız doğru olur. Kalben hayırlı bir konu olduğunu düşündüğümüzde ve anlatacağımıza gerçekten inandığımızda konuşmak bilgi aktarımı yapmak en iyisidir belki…
   Şunu da demek gerekir ki: “Bir yere koyun asıldığında onun kokusundan tiksinecek kişilerde yine bizleriz…”

                                   İnsan bazen Elif gibi dik durmalı ki…
                                                 Söyleyeceklerinden emin olsun…
DEVAMINI OKUYAYIM

19 Ocak 2015 Pazartesi

...SORUN VAR...

Sorun önemli olabilir,
Dikkat!
   Bazı zamanlar içimiz daralır, hayattan nefret etmeye başlarız, artık her şeyden pes etmiş bir durumumuz vardır. Ortada bir derdimiz yoktur ama bize derdimiz varmış gibi gelir hatta böyle bir ruh halimizin geçtiği zaman o ruh halimizde ki yaptıklarımızı düşününce yüzümüzde bir tebessüm oluşur. Hatta bazılarımız: “Ya hu derdim olmadan dertli etmişim kendimi saçmalığın dibine vurmuşum.” diye iç yakınırız kendi kendimize…
   Bu neden olur bilinmez tam olarak ama belki ailemizle, arkadaşlarımızla yaşadığımız ufak tefek olaylar bir anda toplanıp patlak vermiş olabilir. Neden böyle oluyor sorusuna ve o sorunun cevabına takılmayız, çünkü buna gerek olmadığını düşünürüz.
   Oysaki sorunun köküne asansörle insek cevabını yürüyerek bulsak daha iyi olmaz mı? Mesela; elimizde telefonla uğraşırken, annemiz veya arkadaşımız bir şey sorduğunda ve o anda telefona odaklanmışsak cevap vermede zorluk çekeriz ve karşımızda ki kişi ona değer vermediğimizi düşünebilir. O zaman bizim ruh halimiz hemen bozulabiliyor: “Öyle davranmasaydım daha iyi olurdu.” veya “Önceden söylemeliydim telefonla uğraşırken bana soru sormayın diye ne olacak şimdi.” diye içimiz sıkılabilir.
   Ne oldu hayat üstümüze üstümüze gelmeye başladı, ortada çok büyük bir sıkıntı yok ama şu küçük olay bizim o gün için mutsuz olmamızı sağlamaya yetti.
   Hani derler ya: “Önce düşün sonra hareket et.” çözüm bazı zamanlar bu olabiliyor. Çözüm değişmeyecek diye bir şey yok, herkesin çözümü farklı olabilir lakin önemli olan çözüm olması…
   Tüm bunları düşünecek olursak aklımızı o kadar çok ikinci plan olabilecek durumlara yoruyoruz ki birinci plandakiler bizim için önemsiz duruma düşüyor. Bizler mesela uykunun en derin yerinde hele ki kışın sabah ezanına kalkamayıp namazı kılamama durumunu aklımızda dert edinmiyoruz. Sabah 8’de veya herhangi bir saatte kalktığımızda ilk aklımıza gelen: “Sabah ezanına nasıl kalkamadım, bu saat beni uyandırmaya yetmiyor en iyisi ben bir tane daha çalar saat alayım o zaman inşaallah kalkarım.” demek değil de “Kahvaltıyı hazırlayıp bir an önce karnımı doyurayım.” düşüncesi aklımızda oluyor. Kahvaltıda eğer bir şey eksik olursa o zamanda canımız sıkılıyor.
   Şahsen yumurta, tost gibi bir şey olmayınca sanki sofrada bir şey yokmuş gibi oluyor ve böyle olunca kahvaltı yapasım gelmiyor bu da aslında sorun ama ikinci planlık bir sorun…
   Bu planlar şuna da benzer; hani birinci plandakiler ana sorun, ikinci plandakiler bebe sorun… Anne olmadan bebek olur mu? Anne iyi olursa bebekte iyi yetişmez mi?
 
                                            Tüm plandaki sorunlar önemlidir lakin

                                        Sıralarına ve önemlerine dikkat edelim…
DEVAMINI OKUYAYIM

14 Ocak 2015 Çarşamba

...DAHA ÇOK YOLUMUZ VAR İNŞAALLAH...

   İnsana DAVET blog sitesi olarak 1.yılımızı elhamdülillah tamamlamış bulunuyoruz. 1 yıl boyunca yazdığımız denemelere gelen yorumlar, eleştiriler İnşaallah bizim daha da bilgilenmemiz gerektiğini hatırlatır. Çıktığımız bu yolda Allah'ın izniyle devam etme kararındayız, Allah yolumuzu saptırmasın...
   İslam Alemi olarak, İnsanlık olarak bu yolda olmayı, bu yolun güzelliklerini tatmayı nefsimize karşı gelerek - ki İnşaallah nefsimize karşı gelebiliriz - gerçekleştirmeye çalışırız. 
   Yapılan hatalar bizlere bir ders olup o hatanın çevresinde gezmeme gayretinde isek Allahın izniyle doğru yoldayız demektir... Sitenin değiştirilmesinde bana yardımcı olan
Kalem Dile Gelince blog sitesinin yazarı Selimhan KALKAN'a çok teşekkür ederim...
   İnşaallah hayırlı günler görürüz...

Selam ve Dua ile...Furkan YETEK 
DEVAMINI OKUYAYIM

12 Ocak 2015 Pazartesi

...BİLGİ(SEL)...

Her bilgi yeni doğan,
Güneş gibidir...
   Bilgisizliğin uçurumunda gezerken, bir kitap veya bir insan o uçurumdan uzaklaşmamızı sağlayabilir. Bilgili olduğumuzu düşünecek olursak bir yerden sonra kulaktan dolma bilgilere aşina olduğumuzu anlayabiliriz. Bilgi almanın en kolay yolu; kulaktan dolma bilgilerdir…
   O ona söyler, bu buna söyler, ortada bir bilgi dolaşır ama o bilginin doğruluğu kimse tarafından bilinmez daha doğrusu bilinmesine lüzum görülmez. Bizler yeni bir şey öğrenme yolunda değiliz, olan bilgiyle yetinme taraftarıyız.
   Peygamber Efendimiz(s.a.v) buyuruyor ki: “Öğle namazından önce ve sonra 4 rekât namaz kılmaya devam edene Cehennem haram olur.” bu hadis-i şerif Tirmizi’de geçen bir hadistir ve bu hadisi ilk defa okuyan bir kişi: “Camilerde neden son sünneti 2 kılıyoruz o zaman bence bu hadis-i şerif değildir.” denilebiliyor. Bakıldığı zaman akılda şu soru oluşuyor: “Böyle bir hadis-i şerif varsa neden son sünnet 2 rekât kılınıyor?” işte böyle bir soruda kulaktan dolma bilgiyle ilerlersek öyle bir hadis-i şerif yok deyip kenara çekiliriz…
   Öğle namazının son sünnetini 4 rekât kılmak mendup bir iştir yani yapılmasına teşvik edilen ama yapılmadığında bir sakınca olmayan ve de Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in bazen yapıp bazen terk ettiği işlerdir. Demem o ki bilgi dağarcığımızı sınırlandırmayalım, birilerinin söylemesiyle bilgilerimizin çoğaldığını zannetmeyelim.
   Öğreneceğimiz daha doğrusu öğrenmek zorunda olduğumuz daha çok bilgi var. Bu bilgi hazinesini bize sağlayan gerek kitaplar var, gerek insanlar var. Önemli olan hangi bilgiyi kimden ve nasıl öğrenebiliriz. Bunun cevabı tamamıyla bizde, eğer ki akıl baliğ olmuşsa yürek Salih olması gerekiyor.
   Yüreğimiz Salih olduğunda, aynı bir mıknatıs gibi Salih olan her kişiyi çekeriz yanımıza, ondan sonra doğru bilgiler, araştırılmış bilgiler öğrenilmeye başlanır. Tabi en başında bilgi seline kendimizi bırakmamız lazım…

                                               Öğrendiğimiz her bilgi,

                                          Bir ağacın meyve vermesi gibidir…         
DEVAMINI OKUYAYIM

5 Ocak 2015 Pazartesi

...BAKİ ÂLEME HAZIRLIK: "FANİ DÜNYADA"...

fotoğraf:islamihayatdergisi.com

   Soyut ve somut kavramlar aynı ruh ve beden gibidir. Ruhumuzun varlığı ne kadar ispatlanmasada ruh denen bir şey vardır yani görünmeyen duyulmayan, soyut kavramlar gibi…
   Soyut kavramlar bizim için daha önemli olması gerekirken nedense somutlara daha çok önem verip soyut olan her şeyi unutuyoruz. En basitinden bizler, maaşımızı almayınca sinirlenip, arabamız bozulunca kafamız atan insanlarız. Oysaki bir vakit namazını kaçırdığımızda böylesine üzülmüyor, oruç tutamayınca böylesine sinirlenmiyoruz.
   Burada maaş diyince aklımıza para geliyor aynı şekilde arabanın neresi bozulduysa orası aklımıza geliyor. Elle tutulabilir gözle görülebilir bir şey var ortada ama namazı kaçırınca ortada gözle görülebilecek bir şey yok. Hangi durum daha önemli dersek bu sorunun cevabı vicdanlarımıza kalmış…
   Demem o ki soyutların varlığı belli değil lakin onlar daha önemlidir, biraz önce dediğimiz gibi namazı vaktinde kılmayınca amel defterimize-aynı şekilde amel defterimizde soyuttur ama her insan için çok önemlidir- günahlar yazılıyor.
   Para, mal, mülk bunlar somuttur yani fani… Somutlar bize bu dünyada yarayacak ama soyut olanlar hem bu dünyada hem de ahirette bize yarayacak. Ruhumuzda ilahi kıvılcımları duyamayacak kadar fani dünyaya önem vermişiz. Tek âlem burası değil oysaki asıl sonsuz âlem ahirettir ama biz hem ahiret hem de dünya çalışmaları yapacağımıza, sadece fani dünyadaki işlere bakar olmuşuz.
   Dünyada ki ömrümüz 80 yıl diyelim. Peki, o 80 yıldan sonra ne olacak hiç düşünüyor muyuz? 80 yılın içinde daha çok dünya işlerine koşturduğumuzu düşünelim. Sonuç; yine hüsran…
   Bu hayatta ahiret hesabını düşünerek, hem dünya için hem de ahiret için çalışmak gerçekten zor. Bu yüzdende zorla bir şey yapılmaz kalpten istemek gerekir. Biz bunları diyorsak yaptığımız manasına mı gelir? Elbette ki hayır ama gayret etmek şart en nihayetinde cehenneme gidecek olanda biziz cennete gidecek olanda…
  
  
                                                         
                                                                          Ruh bakidir,

                                                                            Beden fani… 
DEVAMINI OKUYAYIM