27 Ocak 2015 Salı

...YA HAYIR KONUŞ YA DA SUS...

   
Fotoğraf : www.derinsayfa.com
“Her koyun kendi bacağından asılır.” diyormuş atalarımız, bizlerde bazen bu lafı bir bakıma tasdik ediyoruz. Bildiğimizi, aktarma gayreti göstermiyoruz. Bildiğimizi uyguluyoruz ama uygulamayanı nazik bir dille uyarmıyoruz. Sebep: “Her koyun kendi bacağından asılır, onlarda bilsin bak biz biliyoruz kitaplar okuyoruz. Banane canım ben biliyorum ya yeter.” deyip geçiyor bazılarımız…

   İnsanlığa suç buluyoruz diyoruz ki: “Bu önümde ki adam niye çöpü yere attı ki hiç anlamıyorum, işte bu yüzden insanlığın adını kirletiyor.” bu sözcükleri sarf ederken, çöpü yere atan kişinin yanına gidip nazik bir dille uyaracağımıza suçu o kişiye yükleyip yolumuza devam ediyoruz.
   Burada söylenmesi gereken önemli bir noktada şu ki; eğer nazikçe söyleyemeyeceğimizi veya o kişiye doğruyu tam idrak ettiremeyeceğimizi düşünecek olursak, o kişiyi uyarmamız doğru olmaz.
   Zira Peygamber Efendimiz(s.a.v): “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.” diye buyuruyor. Bizlerde bildiklerimizi söyleme konusunda hayır olacakken şer olmaması için eğer ki uyarma konusunda içimizde şüphelerimiz varsa: “Ben nasıl söylerim şimdi, beni dinler mi? Bir soru sorupta kalırım belki…” gibi düşünceleri aklımızdan geçirirsek söylemememiz daha hayırlı olur belki…
   Yine de pes etmek yok, söyleyemediğimiz de o bilgiyi nasıl en kibar yolla, en güzel yolla aktarabiliriz onun derdine düşmemiz lazım, yoksa “ben anlatamam o yüzden hiçbir şey dememe gerek yok.” demekle; “banane ben biliyorum ya yeter.” demek arasında fazla bir fark olmuyor. Bizler bildiklerimizi dik durup tıpkı Elif gibi kendimize güvenerek ve edindiğimiz bilgiyi tam idrak ederek söylersek karşımızda ki kişiye Allahın izniyle hayırlı bildiklerimizi hayırlı bir şekilde aktarırız inşaallah…
   En önemli kısımda şudur ki bildiklerimiz eğer hayırsa-Peygamber Efendimiz(s.a.v) dediği gibi- konuşmamız doğru olur. Kalben hayırlı bir konu olduğunu düşündüğümüzde ve anlatacağımıza gerçekten inandığımızda konuşmak bilgi aktarımı yapmak en iyisidir belki…
   Şunu da demek gerekir ki: “Bir yere koyun asıldığında onun kokusundan tiksinecek kişilerde yine bizleriz…”

                                   İnsan bazen Elif gibi dik durmalı ki…
                                                 Söyleyeceklerinden emin olsun…
DEVAMINI OKUYAYIM

19 Ocak 2015 Pazartesi

...SORUN VAR...

Sorun önemli olabilir,
Dikkat!
   Bazı zamanlar içimiz daralır, hayattan nefret etmeye başlarız, artık her şeyden pes etmiş bir durumumuz vardır. Ortada bir derdimiz yoktur ama bize derdimiz varmış gibi gelir hatta böyle bir ruh halimizin geçtiği zaman o ruh halimizde ki yaptıklarımızı düşününce yüzümüzde bir tebessüm oluşur. Hatta bazılarımız: “Ya hu derdim olmadan dertli etmişim kendimi saçmalığın dibine vurmuşum.” diye iç yakınırız kendi kendimize…
   Bu neden olur bilinmez tam olarak ama belki ailemizle, arkadaşlarımızla yaşadığımız ufak tefek olaylar bir anda toplanıp patlak vermiş olabilir. Neden böyle oluyor sorusuna ve o sorunun cevabına takılmayız, çünkü buna gerek olmadığını düşünürüz.
   Oysaki sorunun köküne asansörle insek cevabını yürüyerek bulsak daha iyi olmaz mı? Mesela; elimizde telefonla uğraşırken, annemiz veya arkadaşımız bir şey sorduğunda ve o anda telefona odaklanmışsak cevap vermede zorluk çekeriz ve karşımızda ki kişi ona değer vermediğimizi düşünebilir. O zaman bizim ruh halimiz hemen bozulabiliyor: “Öyle davranmasaydım daha iyi olurdu.” veya “Önceden söylemeliydim telefonla uğraşırken bana soru sormayın diye ne olacak şimdi.” diye içimiz sıkılabilir.
   Ne oldu hayat üstümüze üstümüze gelmeye başladı, ortada çok büyük bir sıkıntı yok ama şu küçük olay bizim o gün için mutsuz olmamızı sağlamaya yetti.
   Hani derler ya: “Önce düşün sonra hareket et.” çözüm bazı zamanlar bu olabiliyor. Çözüm değişmeyecek diye bir şey yok, herkesin çözümü farklı olabilir lakin önemli olan çözüm olması…
   Tüm bunları düşünecek olursak aklımızı o kadar çok ikinci plan olabilecek durumlara yoruyoruz ki birinci plandakiler bizim için önemsiz duruma düşüyor. Bizler mesela uykunun en derin yerinde hele ki kışın sabah ezanına kalkamayıp namazı kılamama durumunu aklımızda dert edinmiyoruz. Sabah 8’de veya herhangi bir saatte kalktığımızda ilk aklımıza gelen: “Sabah ezanına nasıl kalkamadım, bu saat beni uyandırmaya yetmiyor en iyisi ben bir tane daha çalar saat alayım o zaman inşaallah kalkarım.” demek değil de “Kahvaltıyı hazırlayıp bir an önce karnımı doyurayım.” düşüncesi aklımızda oluyor. Kahvaltıda eğer bir şey eksik olursa o zamanda canımız sıkılıyor.
   Şahsen yumurta, tost gibi bir şey olmayınca sanki sofrada bir şey yokmuş gibi oluyor ve böyle olunca kahvaltı yapasım gelmiyor bu da aslında sorun ama ikinci planlık bir sorun…
   Bu planlar şuna da benzer; hani birinci plandakiler ana sorun, ikinci plandakiler bebe sorun… Anne olmadan bebek olur mu? Anne iyi olursa bebekte iyi yetişmez mi?
 
                                            Tüm plandaki sorunlar önemlidir lakin

                                        Sıralarına ve önemlerine dikkat edelim…
DEVAMINI OKUYAYIM

14 Ocak 2015 Çarşamba

...DAHA ÇOK YOLUMUZ VAR İNŞAALLAH...

   İnsana DAVET blog sitesi olarak 1.yılımızı elhamdülillah tamamlamış bulunuyoruz. 1 yıl boyunca yazdığımız denemelere gelen yorumlar, eleştiriler İnşaallah bizim daha da bilgilenmemiz gerektiğini hatırlatır. Çıktığımız bu yolda Allah'ın izniyle devam etme kararındayız, Allah yolumuzu saptırmasın...
   İslam Alemi olarak, İnsanlık olarak bu yolda olmayı, bu yolun güzelliklerini tatmayı nefsimize karşı gelerek - ki İnşaallah nefsimize karşı gelebiliriz - gerçekleştirmeye çalışırız. 
   Yapılan hatalar bizlere bir ders olup o hatanın çevresinde gezmeme gayretinde isek Allahın izniyle doğru yoldayız demektir... Sitenin değiştirilmesinde bana yardımcı olan
Kalem Dile Gelince blog sitesinin yazarı Selimhan KALKAN'a çok teşekkür ederim...
   İnşaallah hayırlı günler görürüz...

Selam ve Dua ile...Furkan YETEK 
DEVAMINI OKUYAYIM

12 Ocak 2015 Pazartesi

...BİLGİ(SEL)...

Her bilgi yeni doğan,
Güneş gibidir...
   Bilgisizliğin uçurumunda gezerken, bir kitap veya bir insan o uçurumdan uzaklaşmamızı sağlayabilir. Bilgili olduğumuzu düşünecek olursak bir yerden sonra kulaktan dolma bilgilere aşina olduğumuzu anlayabiliriz. Bilgi almanın en kolay yolu; kulaktan dolma bilgilerdir…
   O ona söyler, bu buna söyler, ortada bir bilgi dolaşır ama o bilginin doğruluğu kimse tarafından bilinmez daha doğrusu bilinmesine lüzum görülmez. Bizler yeni bir şey öğrenme yolunda değiliz, olan bilgiyle yetinme taraftarıyız.
   Peygamber Efendimiz(s.a.v) buyuruyor ki: “Öğle namazından önce ve sonra 4 rekât namaz kılmaya devam edene Cehennem haram olur.” bu hadis-i şerif Tirmizi’de geçen bir hadistir ve bu hadisi ilk defa okuyan bir kişi: “Camilerde neden son sünneti 2 kılıyoruz o zaman bence bu hadis-i şerif değildir.” denilebiliyor. Bakıldığı zaman akılda şu soru oluşuyor: “Böyle bir hadis-i şerif varsa neden son sünnet 2 rekât kılınıyor?” işte böyle bir soruda kulaktan dolma bilgiyle ilerlersek öyle bir hadis-i şerif yok deyip kenara çekiliriz…
   Öğle namazının son sünnetini 4 rekât kılmak mendup bir iştir yani yapılmasına teşvik edilen ama yapılmadığında bir sakınca olmayan ve de Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in bazen yapıp bazen terk ettiği işlerdir. Demem o ki bilgi dağarcığımızı sınırlandırmayalım, birilerinin söylemesiyle bilgilerimizin çoğaldığını zannetmeyelim.
   Öğreneceğimiz daha doğrusu öğrenmek zorunda olduğumuz daha çok bilgi var. Bu bilgi hazinesini bize sağlayan gerek kitaplar var, gerek insanlar var. Önemli olan hangi bilgiyi kimden ve nasıl öğrenebiliriz. Bunun cevabı tamamıyla bizde, eğer ki akıl baliğ olmuşsa yürek Salih olması gerekiyor.
   Yüreğimiz Salih olduğunda, aynı bir mıknatıs gibi Salih olan her kişiyi çekeriz yanımıza, ondan sonra doğru bilgiler, araştırılmış bilgiler öğrenilmeye başlanır. Tabi en başında bilgi seline kendimizi bırakmamız lazım…

                                               Öğrendiğimiz her bilgi,

                                          Bir ağacın meyve vermesi gibidir…         
DEVAMINI OKUYAYIM

5 Ocak 2015 Pazartesi

...BAKİ ÂLEME HAZIRLIK: "FANİ DÜNYADA"...

fotoğraf:islamihayatdergisi.com

   Soyut ve somut kavramlar aynı ruh ve beden gibidir. Ruhumuzun varlığı ne kadar ispatlanmasada ruh denen bir şey vardır yani görünmeyen duyulmayan, soyut kavramlar gibi…
   Soyut kavramlar bizim için daha önemli olması gerekirken nedense somutlara daha çok önem verip soyut olan her şeyi unutuyoruz. En basitinden bizler, maaşımızı almayınca sinirlenip, arabamız bozulunca kafamız atan insanlarız. Oysaki bir vakit namazını kaçırdığımızda böylesine üzülmüyor, oruç tutamayınca böylesine sinirlenmiyoruz.
   Burada maaş diyince aklımıza para geliyor aynı şekilde arabanın neresi bozulduysa orası aklımıza geliyor. Elle tutulabilir gözle görülebilir bir şey var ortada ama namazı kaçırınca ortada gözle görülebilecek bir şey yok. Hangi durum daha önemli dersek bu sorunun cevabı vicdanlarımıza kalmış…
   Demem o ki soyutların varlığı belli değil lakin onlar daha önemlidir, biraz önce dediğimiz gibi namazı vaktinde kılmayınca amel defterimize-aynı şekilde amel defterimizde soyuttur ama her insan için çok önemlidir- günahlar yazılıyor.
   Para, mal, mülk bunlar somuttur yani fani… Somutlar bize bu dünyada yarayacak ama soyut olanlar hem bu dünyada hem de ahirette bize yarayacak. Ruhumuzda ilahi kıvılcımları duyamayacak kadar fani dünyaya önem vermişiz. Tek âlem burası değil oysaki asıl sonsuz âlem ahirettir ama biz hem ahiret hem de dünya çalışmaları yapacağımıza, sadece fani dünyadaki işlere bakar olmuşuz.
   Dünyada ki ömrümüz 80 yıl diyelim. Peki, o 80 yıldan sonra ne olacak hiç düşünüyor muyuz? 80 yılın içinde daha çok dünya işlerine koşturduğumuzu düşünelim. Sonuç; yine hüsran…
   Bu hayatta ahiret hesabını düşünerek, hem dünya için hem de ahiret için çalışmak gerçekten zor. Bu yüzdende zorla bir şey yapılmaz kalpten istemek gerekir. Biz bunları diyorsak yaptığımız manasına mı gelir? Elbette ki hayır ama gayret etmek şart en nihayetinde cehenneme gidecek olanda biziz cennete gidecek olanda…
  
  
                                                         
                                                                          Ruh bakidir,

                                                                            Beden fani… 
DEVAMINI OKUYAYIM