26 Mart 2015 Perşembe

...MÜTEFEKKİRANE...

foto : google'dan
   İşler güzel gitmeyince, aile yapımız bozulduğunda, sıkıntılar çoğaldığında tek yalvaracağımız Allahu Teâlâ vardır. Öyle dertler içinde oluruz ki yapacak somut bir şey kalmaz ve en son dua kapısını düşünürüz.
   Hep öyle olur zaten en son duayı düşünürüz. Meselemiz bu değil elbette, meselemiz duanın, namazın, kısacası ibadetin nasıl yapılırsa daha da isteyerek yapılacağını anlatmak…
   İbadeti başkaları için değil Rıza-ı İlahi için yapıyoruz. Unutulmaması gereken bir noktadır ki, namazı kılarken yanımıza gelen kişiden dolayı özenerek kılmadığımız namazı bir anda özenerek kılmaya başlıyoruz. Biz görülene değil görülmeyene itaat ediyoruz.
   İbadetimizi de ona göre yapmalıyız. Fazla uzatmadan demem o ki mütefekkirane ibadet yapmamız gerekiyor. Mütefekkirane demek tefekkür eder şekilde, derin ve dikkatlice düşünerek manasına geliyor. Buradan anlamamız gerekende ibadetimizi yaparken; dünyayı düşüneceğimize, dünyanın tek sahibi Allahu Teâlâ’yı düşünelim…

   Namazdayken, ocaktaki yemeği düşünmek yerine o yemeği bize bahşedeni düşünmek gerek…
DEVAMINI OKUYAYIM

18 Mart 2015 Çarşamba

...ÇÖZÜM VAR(SA) UYGULA GİTSİN...

foto : google'dan
   Aile, toplumun direğidir. Toplumu ayakta tutabilen insan ve dolayısıyla ailedir. Toplumda çoğu kişide şu düşünce vardır: “Herkes daha iyi olsaydı güzel bir toplumumuz olabilirdi.” böyle bir düşüncenin sonucunda da toplumda sıkıntılar meydana gelebiliyor. Tartışmalar, hakaretler havada uçuşabiliyor.
   Böyle bir sıkıntının derinine inersek: “Aile çocuklarını nasıl yetiştiriyor?” diye bir soru karşımıza çıkıyor. Ailelerin çocuklarıyla ilgilenmemesi, usulünce yetiştirememesi toplumda bozukluklara neden olabilir.
   Şöyle ki: “Yolda oğluyla yürüyen bir baba, oğlunun yanında yere tükürse bu yanlış bir davranış olmaz mı?” Çocukta haliyle: “Babam böyle yaptı, bende yapayım demek ki bunu yapmada sıkıntı yokmuş.” aynı çocuğun annesiyle gezmeye çıktığında yere tükürdüğünü gören annesi: “Oğlum ne yapıyorsun, bu yaptığın yanlış.” dese en kısa yoluyla bu çocukta şöyle bir düşünce oluşmaz mı: “Ya hu babam tükürüyor, annem tükürme diyor. Hangisi doğru söylüyor anlamadım.” ardı ardına sıkıntılar çıkıyor.
   Aynı çocukta büyüdüğünde aynı terbiyesizliği kalabalık bir ortamda yaptığı düşünülünce orada o insana ters gözle bakılmaması biraz olanaksız… Hem de insanların çoğunda ön yargı vardır. O çoğu kişi için, onun nasıl yetiştirildiği yoktur akıllarında. Sadece orada yere tükürdüğü ve terbiyesiz bir insan olduğu söylenir o kişiler tarafından…
   Fark ettiğiniz üzere basitçe çözülebilecek bir mesele nasıl büyüyor ve toplumu nasıl etkiliyor? Oysaki anne, baba çocuklarını ortak akılla büyütmeleri ona göre bilgileri öğretmeleri lazım, yoksa tam tersi zıtlıklar oluşursa öğretme esnasında sıkıntı olur ve bu sıkıntı tüm hayatı boyunca o kişiyi takip edebilir. Ailedeki bireyler birbirlerine değer verdiği zaman aile içinde çok sıkıntı olacak durumlar olmayabilir.
   Evladın hayırlı olması her anne babanın dilediğidir herhalde… O zaman çocuk yetiştirmede bu bilinçsizlikler, aile içinde ki fertlerin birbirine değer vermemesi gibi sıkıntılar neden hala devam ediyor. Önlem alınmıyor değil, seminerler, konferanslar oluyor. Bunlar yoksa bile bu konu hakkında onca kitap yazıldı ve yazılmaya devam ediyor. O halde neden hala bu bilinçsizlik…
   Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki;15 yaşındaki birisinin yaptığı tüm hataları da anne ve babasına yıkmak doğru değil. Allahu Teâlâ herkese bir akıl vermiş. Biz bu aklı kullanarak yapacağımızın doğru veya yanlış olduğunu bilmeliyiz. Anne veya babanın çocuklarına bilgi vermediğini, çocuklarıyla oturup güzelce konuşmadığını düşünürsek, hayatta bocalama durumu olabilir ama biz aklımızı kullanırsak neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilebiliriz…
   Yetişme, yetiştirme çok önemli ve yükümlülük isteyen bir hayat görevi, bizler bu görevin önemini bilseydik eğer yetiştirme şeklimizi değiştirirdik. En basitinden şu an Türkiye de çoğu kişi bir futbol takımı tutuyor ve derbiler olduğu vakit ortalığı küfür seli götürüyor. Bir babanın oğluyla maç izlerken, futbolculara hangi hakaretler savurduğunu duyunca çok şaşırdım ama demek ki böyle şeyler varmış dedim. Bu da bir toplum bozukluğu ve daha neler neler…
   Ortada bir sorun var ve o sorunun elbette çözümü de var… Şöyle ki; hep bahsediyoruz: “Bilinçlenelim…” diye işte bu hamleyi artık gerçekleştirme vakti geldi. Sizde sıkılmadınız mı toplumumuzun bu kadar bilinçsiz olmasından? İçiniz yanmıyor mu, sırf bir maç için birbirini öldüren insanlar var. Bunları da bir ana baba yetiştiriyor ama bilinçsiz…
   Bugün çocuğuna para verince, onu dövmeyince babalık ettiğini sananlar var. Çocuk büyüse de annesi ve babası için büyümez, o hep anne babanın gözünde küçücük çocuktur. Bu kural olmuştur artık, o yüzden çocuk ilgi ister, şefkat ister, kendisiyle konuşulmasını ister. Çok şey istediğinde de verilmemesini bilmesi gerekir. Çocuk ne şımartılır ne de başıboş bırakılır…
   Şahsen ben evlat gözüyle bakarak düşüncelerimi bildirdim. Haliyle yetiştirilme tarzının İslama göre, örnek olarak: “Hz. Ali(r.an)’nin Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i, Peygamber Efendimiz(s.a.v) çocuklarını nasıl yetiştirdiğine bir bakmak lazım.”  örnekler uzar gider, sorun sorunu doğurur ama ilk soruna çözüm bulduk mu, daha da sorun olmaz Allahın izniyle…

                                                 Sorunumuzu değil,

                                             Sorunlarımızı çözelim… Hep Birlikte…
DEVAMINI OKUYAYIM

10 Mart 2015 Salı

...LÜZUMSUZ....

   Sakin ol… Söyleyeceğin sözlerin sonunu düşün… Sözlerinin, birisini incitmemesi için seçtiğin kelimeler… Kelimeler çok önemli, kelimeler senin küçük hazinen, dikkatli seç kelimelerini… Büyük hazinede kelimelere yüklediğin anlamlar… Dikkat et onlara…
   Ömer, arkadaşının karşısında ne diyeceğini düşünecekken aklını bu düşünceler sarmıştı: “Söyleyeceğine dikkat et…” çok hararetli bir tartışmanın ortasında söylenmeyecek sözler eğer söylenmişse; ortada pişmanlıklar, kalp kırma, darılma gibi durumlar meydana gelebilir.
   Ömer’le, Zaferin konuşması da bu şekilde şiddetli devam ediyordu. Ömer’in iç sesi kelimelerine dikkat et diyordu. Zaferin iç sesinde konuşulanda: “Biz şu an neyi tartışıyoruz, anlamadım ki arkadaş.” anlayacağınız ikisi de konudan kurtulmak istese dahi ortam tetikliyordu: “Devam edin tartışmaya, devam edin…” etraflarında arkadaşları da vardı, böyle demiyorlardı ama alttan alttan gaz veriyorlardı: “Sen haklısın… Sen daha haklısın…” bu kadar söyledikte konuştukları konuyu söylemedik…
   İşin garibi de o, konuştukları konu; bir önceki akşam iki futbol takımı arasında oynanan maç… Konuya bak sen, tüm dertler bitti sıra maça geldi… Maça gelebilir onda da sıkıntı yok ama sırf maç için tartışılması üzücü bir durum…
   Zaten işin doğrusu normal bir tartışma ortamının olması da üzücü bir durum ve bazen lüzumsuz… Ömer’in iç sesi olayı tribünden izler gibi yorum yapıyordu. Şu ana kadar düşündüğü yanlış yaptığına yetmeliydi ama yanında ki arkadaşlarının da araya boş bir fitne atmasıyla devamlı konu uzuyordu.
   Zafer bir an: “Bir dakika, bir dakika biz ne yapıyoruz şu an Ömer daha fazla ne uzatıyoruz, yapılan maçtan bize bir fayda geldi mi? Yok o zaman bu konuşmaya hiç gerek yok kendimize gelelim.” Ömer tebessüm ederek: “Vallaha bende topu kim taça atacak diye bekliyordum, çok iyi yaptın, hakikaten değmez.” yanlışlar anlaşıldığına göre pişmanlıkta olamayacak, dargınlıkta…
   Ömer ile Zafer’in yaşadığı bu küçük olay her alanda karşımıza çıkıyor sadece maç değil ki; siyaset konuşulduğunda, dini meseleler konuşulduğunda, fikri meselelerde ve daha birçok konuda…
   Önemli olan belli nasıl ki Müslüman olmak için bazı kurallar var. İnsan olmak içinde bazı kurallar var. O kuralların dışına çıktığında; “sen insan değilsin.” denilemez elbette ki sadece İnsan, insanlıktan nasibini almış olması gerekir. Bu nasip herkese bahşedilir, bu nasipten faydalanmamak yine insanın hatasıdır…

                                                            Dikkat et insanlığına,

                                                    İnsan olana bir kere bahşedilir.     
DEVAMINI OKUYAYIM

3 Mart 2015 Salı

...UYDURULMUŞ DÜŞÜNCE...

...dikkat!...
   Toplum içinde insanlarla kurduğumuz diyaloglarda bazen ister istemez bir cümle kullanıyoruz: “Yukarda Allah var…” cümle devamının bizim için pek önemi yok. Asıl durulması gereken kelime: “Yukarda” sözcüğüdür…
   Bazen bir meselemiz oluyor eğer o mesele çözülürse kafamızı gökyüzüne dikip: “Sağol Allahım çok sağol.” diyerek boş yere günaha girebiliyoruz. Allahu Teâlâ mekândan münezzehtir.
   Münezzeh kelimesinin anlamı uzak veya temiz manasına gelir. Şu dipnotuda geçmek gerekir ki; Allah her yerdedir demekte caiz değildir. Çünkü her yerde diyince yine bir mekân tayin etmiş oluruz ama mekândan münezzeh yani uzak dememiz daha doğru olur.
   Allah yukarda mevzusu yine Hıristiyanlıktan bize gelmiştir. Hz. İsa(a.s) göğe çıkıp Allahu Teâlâ’nın sağına oturduğu düşüncesi de Hıristiyanlığa sonradan girmiştir lakin ne kadar benimsendiyse bize bile bu düşüncelerini empoze etmişler.
   Biz ne zaman ki Hıristiyanlara özenmiyoruz dediysek işte o zaman Hıristiyanlığı, biz Müslümanlara yavaş yavaş empoze etmeye başladılar ve hala devam etmektedirler.
   Dizilerde, filmlerde, tiyatrolarda böyle empoze etme fikirleri şimdiki dönemde baya fazladır. Bizler sadece stres atmak için veya boş vakti değerlendirmek için ne kadar doğru olmasa da izlediğimiz herhangi bir filmde aklımıza giren yanlış bir düşünce oluyor, elbette ki bazı filmler müstesna…
   Bu yanlış düşüncelerde bizim günaha girmemize sebep oluyor. Şöyle ki; yukarda Allah var diyoruz, mekân tayin ediyoruz. Allahu Teâlâ mekândan münezzeh olduğundan dolayı haliyle bizde yalan söylemiş oluyoruz. Yalan söylemekte münafık alametidir.
   Hadis-i şerifte: “Münafığın alametleri; Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünü tutmaz. Kendine itimat edilince ihanet eder.” buyuruyor Peygamber Efendimiz(s.a.v)… O halde anlamalıyız ki söylediğimiz her kelimenin sonunu düşünelim…


                                                           Dikkat edersen cümlene,

                                                       Yanlış söylemezsin böylece…
DEVAMINI OKUYAYIM