Uyarı!

İnsana Davet 'de bulunan reklamlar, her bir kullanıcı için farklı şekilde çıkmaktadır. Görünen reklamlar tarafımızca belirlenmiyor.

Düzenli olarak reklam iyileştirmesi yapıyor, bu konuda hassasiyetimizi belirtmek istiyoruz.

18 Şubat 2019 Pazartesi

AZİZ

Aziz

Yenilmeyen yegâne galip.
Mağlup edilmesi mümkün olmayan. Emir ve iradesine karşı bütün kâinatın zerre kadar hükmü yoktur.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (İbrahim,4)
Kur'an-ı Kerim'de doksan bir yerde geçmektedir. Fakat hiçbir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna'dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.
Allah'ın 'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup edilemeyeceğini, her zaman galip olanın Kendisi olduğunu ifade eder. Allah kâinatta mutlak kuvvet sahibidir ve O'ndan üstün hiçbir güç yoktur.
O hiçbir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir.
O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.
O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.
Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her işinde galibidir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani, "Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır." (İhlâs,4) ayetinde ifade edildiği gibidir. Bununla beraber alçaklığı, ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesat, isyan ve küfran gibi fenalıkları sevmez.
O'nun gücünü bilmek, O'nu hatırdan çıkartmamak, günahlardan uzaklaşmayı, yararlı işlerle meşgul olmayı sağlar. Mutlak Hâkimin Allah'tır. Sevk ve idare O'nun elindedir. O'nun koruma ve himayesi olmadan korunulamaz. O'nun yardımı olmadan başarılı olunamaz. Acizliğini samimiyetle kabul etmek, Allah'ın izzetini müşahede etmeyi sağlar.
Havas ve Esrarı
1.) El-Aziz ism-i şerifi, düşmanlarını zelil etmek, insanların yanında izzet ve şeref sahibi olmak, korkularından emin olmak için, "Ya Aziz Celle Celalühü" diyerek 94 kere okunup dua edilir. Yedi gün 100 defa okuyan kimsenin hasmı helak olur.
2.) Kim bu ism-i şerifi günde kırk defa kırk gün "Ya Aziz Celle Celalühü" diyerek okumaya devam ederse; Allahü Teala hazretleri onu aziz kılar. Fazl-u kereminden ona zenginlik verir. Onu kullarına muhtaç etmez.
3.) Yetmiş bin defa düşman askerine karşı el ile işaret edilerek "Ya Aziz Celle celalühü" diyerek okunursa biiznillah düşman hezimete uğrar.
4.) Her kim bu ism-i şerifi kırk gün sabah namazından sonra 40 kere "Ya Aziz Celle Celalühü" diyerek okursa Cenab-ı Hak hazretleri onu hiç kimseye muhtaç eylemez.

DEVAMINI OKUYAYIM

17 Şubat 2019 Pazar

İSTİRİDYE AVCISINDAN MİM

istiridye avcısından mim

Bugün yine farklı bir mim ile buradayız… İstiridye avcısı site sahibesi Bilge Abla beni de mimlemiş. Biraz geç oldu ama ancak bu mimi şimdi paylaşmak nasip oldu… Sitesinde ki mime ulaşmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Şimdi sorulara geçelim…

- Negatif olayları pozitif açılımlarla yorumlayıp olumlama yapmayı sever misiniz? Evetse neden, hayırsa neden?

- Evet severim. Çünkü hiçbir zaman negatif düşünmeyi, negatif durumu sevmem. Birazcık polyanna düşüncesi var. Bu kimi zaman iyi kimi zaman da kötü olabiliyor maalesef…

- İnsanları sınıflandırma eğilimi hakkında neler düşünürsünüz?

- İnsanları sınıflandırmanın çok yanlış olduğunu herkes bilir aslında… Sınırlandırma olan yerde ayrılıklar söz konusu; o yüzdendir ki İslam alemi veya ülkemiz bunun için ayrılmış, bölünmüş, parçalanmış vaziyette…

- Sizce herkes birbirine benzeseydi nasıl bir dünyada yaşardık?

- Herkes nasıl birisine benzediğiyle ile alakalı aslında bu soru… Kötü birisi olsa herkes her şey kötü olabilir ama iyi birisine benzersek dünya daha da güzelleşebilir…

- Doğum ve ölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
- Doğum ve ölüm hakkında ki düşüncelerim çok ama burada doğum ve ölüm arasında ki ömrümüze dikkat çekmek istiyorum. Ömrümüzü Hayırlı ve layık kul ve layık ümmet olabilme düşüncesiyle idame ettirmemiz gerekiyor…

-Bir yazarla (Ölmüş ya da yaşayan olabilir) bir hafta sonu geçirme hakkınız olsa kiminle olmak isterdiniz?

- Ömer Okçu nam-ı değer; Hekimoğlu İsmail ile sohbet etmek isterim. Kendisinde şu an hayatta ve nasip olursa bir gün konuşmak isterim. Cumartesi günleri genelde Hekimoğlu İsmail’in yazılarını paylaşıyorum, yani sevdiğim bir yazar, sevdiğim bir Ağabey’dir…

-Yaşamınız bir sinema filmi haline gelse, ismi ne olurdu? Neden?

- Yol olsun isterdim, şu an ki düşüncem bu yani… Çünkü; hepimiz bir yolun içindeyiz bazen yolda taşlar çıkıyor, bazen de keskin virajlar ama öyle böyle ilerliyor çok şükür…

İstiridye avcısından mim soruları bir soruyu fire vererek bitirdik. Bir tane soruya cevap veremedim maruz görün… Birde bu mimi yapan arkadaşlarımın linklerini aşağıya bırakıyorum. Bakmak isteyebilirsiniz. Gözden kaçırdığım birileri olabilir, o konuda bu mimi yapan ve linki olmayan varsa söyleyebilir eklerim… Selam ve Dua ile…










DEVAMINI OKUYAYIM

16 Şubat 2019 Cumartesi

İSLÂM BİRLİĞİ GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ

ittihad-ı islâm nedir, gerçekleşebilir mi?

İttihad-ı İslâm; İslâm birliği demektir. Çünkü bir ayette meâlen "Mü'minler kardeştir" buyrulurken, hadiste "Mü'minler bir vücudun azaları gibidir" buyrulmuştur.

Kur'an-ı Kerim, Müslümanlardan "Millet-i İbrahim" diye bahseder, yani Müslümanların bütününü tek millet olarak değerlendirir. Bu açıdan bakınca yeryüzünde iki millet vardır: Müslüman olanlar, olmayanlar. Sahabe, din kardeşliğini, karın kardeşliğinden üstün tutmuş.

Şimdi İslâm'ı bilmemekten tutunuz, insanların bir çöp gibi haram denizinde yüzmesine kadar, işler karışmış. Amma İttihad-ı İslam'ın (İslam birliğinin) sınırını çok geniş tutmamız gerek. Mesela 1983'te Lübnan'da bir Hıristiyan milis, rastladığı gence soruyor: "Adın ne?" "Abdürrezzak" deyince, tabancasını çekip vuruyor.

Şimdi bir Hıristiyan veya Yahudi milis, bir şahsı sırf ismi yüzünden vuruyorsa, biz de ona İSMİ sebebiyle sahip çıkacağız. Çıkmazsak, İslam düşmanlarının işini kolaylaştırmış oluruz. İslam birliğine ırkçılık mâni değil mi? Hiçbir Müslüman ırkını inkâr etmeyecek, fakat her ırkın vazifesi İslâmiyet'i öğrenmek ve yaşamaktır. Tarih şahittir ki, Müslümanlar ne zaman İslamiyet'ten uzaklaşmışsa, o zaman ırkçılığa kaymışlardır. Çünkü ırkçılıkta ilim, ibadet yok. Dolayısıyla ırkçılık haramdır.

Irkçılıkla milliyetçilik aynı şey midir? Hayır, milliyetçilikle ümmet aynı şeydir. Kur'an da: "Milleti İbrahim" dediğine göre, biz İslam milletindeniz, dolayısıyla milliyetçilik deyince, İslam milliyetçiliği akla gelir. Rabb'imiz bir, Kitab'ımız bir, Peygamber'imiz bir ve kıblemiz bir. Bu birler bizi, birlik ve beraberliğe götürmelidir. Esir Müslümanların, savaşan Müslümanların, muhacir Müslümanların derdine derman götürebilmek için, ekonomik ve kültürel üstünlük şart. Mezhep farklılıkları İslam birliğine mâni olmaz mı? Amerika ve Rusya modellerini unutmamak lazım... Bu iki dev ülke pek çok ırktan, pek çok din ve mezhepten meydana gelmiştir. Eğer Müslümanlar ırk, mezhep bahaneleriyle bölünüp, birbirine düşman olurlarsa, o zaman Amerika ve Rusya gibi ülkelerin oyuncağı durumuna düşerler. Şimdi Müslümanlar ezilmemenin, çiğnenmemenin yollarını aramalı. Kendi aralarındaki problemleri ilimle, ibadetle çözmeli.

Hac, İslam birliğini talim ettiren mühim bir ibadettir. Dünyanın her yerinden Müslümanlar geliyor, tek millet oluyor, beraber ibadet ediyor, beraber yaşıyor. Fakat 300 senedir hem hac farizasını yerine getiriyoruz hem de parçalanmaya devam ediyoruz. Çünkü ilimde, teknikte, dolayısı ile ekonomide çok geriyiz. Hâlbuki hac, Müslümanların yıllık kongresidir. Burada toplanan Müslümanlar, Müslümanların dertlerine derman arayacaklar ve derman da bulacaklar ki, İslam birliği söz konusu olsun. Hacca giden Müslümanların kongre faaliyeti gösterememesinin sebebi yeteri kadar kültürlü olmamaları ve lisan bilmemeleridir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İslami hareketlerin varacağı en son nokta: İttihad-ı İslam'dır. İslam birliği olmadan hiçbir şey olmaz. İslam birliğini hedef almayan her türlü sosyal ve ekonomik faaliyet yetersizdir, bulunduğu yerde boğulmaya mahkûmdur.

Yazan: Hekimoğlu İsmail

DEVAMINI OKUYAYIM

15 Şubat 2019 Cuma

İNSAN KENDİSİNİ YÖNETEBİLİR Mİ?

insan kendisini yönetebilir mi?

İnsanoğlu’ nun doğasında yönetme duygusu vardır. İlla ki bu duyguyu çoğu kişi de görürüz. Arkadaşlarımızla buluştuğumuz zaman, bir faaliyet yapıldığında lider konumunda kendimizi görmek ve ortamı bizim yönetmemiz gerektiğini düşünürüz. Çoğu kişinin hatırlarsanız, ilkokul da sınıf başkanlığı seçimi olurdu, şimdi oluyor mu bilmiyorum. O başkanlık seçiminde hepimizin içinden, “bende yapabilirim, aday olayım mı acaba” diye düşünmez miydik? Bu benim başıma da geldi. Gerçi başkanlık seçimini hep kaybediyordum, çalışkan değildim herhalde ondandır diye düşünüyorum.
         Her durumda, her ortamda içimizde böyle duyguların olduğu aşikâr ve lider konumunda olduğumuz durumlarda yönettiğimiz kişileri çok iyi takip ederiz. Verdiğimiz görevlerin yapılmasına özen gösteririz. Peki başkalarına yönetme konusunda bu kadar ince eleyip sık dokurken, kendimizi yönetirken nasıl oluruz? İnsan kendisini yönetebilir mi?..
         Bu konuda herkesin kendi fikri düşüncesi olabilir, lakin genel manada bakıldığında kendimizi yönetme konusunda biraz geride kalıyoruz. Planlarımızı hayata geçirirken önümüze çıkan engellere daha çabuk boyun eğiyoruz. Böyle olmasının sebebi vizyonumuza fazla değer vermemek olabilir.
         Elbette ki sadece şirketlerin bir vizyonu yoktur, insanlarında vizyonu vardır. Gelecek planları, yapacağı işler, gelecekte kendimizi nerede görmek istediğimiz, bunların hepsi vizyon başlığı altında toplanabilir. Boyun eğmemizin başka sebepleri de var aslında; Duygularımızla hareket ederek zorluklara yenik düşmek gibi…
         Duygularımız, mantığımızın önüne geçtiğinde, hedeflerimiz ve planlarımızı duygularımıza göre yönetmemiz imkânsız hale geliyor. Çünkü narin bir insana dönüşüyoruz. Duygusal ve mantıksal zekâmız kendimizi yönetmemizde büyük rol alıyor. İkisini aynı anda çalıştırdığımız da vereceğimiz kararları daha sağlıklı ve yönetme konusunda da dirayetli olmuş oluruz.
         Şöyle düşünelim; Bir şirketimiz var ve o şirkete insan kaynakları uzmanı aranıyor. Şirketimize başvurular oldukça çok ve başvuranlar arasında çok başarılı insanlarda bulunuyor. Bunun yanı sıra fazla tecrübesi olmayan bir yakınımız o işe talip oluyor ve biz duygularımızla hareket ettiğimiz de yakınımızı o göreve getirmek istiyoruz ama mantıklı ve duygusal düşüncemizi ortak kullanırsak o göreve daha tecrübeli bir insanı getirtebiliriz ve yakınımıza daha verim alabileceğimiz bir iş sahası bulabiliriz.
Eğer ki duygusal zekamızla hareket etsek kendi vizyonumuza zarar vermiş oluruz. Böylelikle karar aşamasında kendimizi doğru bir şekilde yönetmemiş oluruz.
         Kendimizi yönetme konusunda; arkadaş, eş, dost bu konuda büyük rol oynayanlardan… Gün içinde yaptığımız planlar, arkadaş ortamında uçup gidebilir. Öyle değil midir ki namaz vakti geldiğinde arkadaş ortamında namaz kılan yoksa namaz vaktini geçirmek… Namaz planlı olarak, vaktinde kılınması gerekilen ibadet şeklidir. Rutin olarak değil, içimizden isteyerek Allah rızası için kılarız. Karşılaştığımız engelleri önümüzden çekerek öyle hareket etmeliyiz. İçsel ve dışsal engellere karşı ruhumuzu, aklımızı diri tutmamız lazım. Rabbim o şuuru bizlere verir inşaallah…
         İnsan kendisini yönetir mi sorusuna geri dönecek olursak; evet, yönetebilir, vizyon sahibi olursa… Evet yönetebilir, duygusal ve mantıksal olarak kararlar verirse… Evet yönetebilir, karşısına çıkan engellere dur diyebilirse, kendinden fedakârlık edebilirse, sabırlı, dirayetli ve en önemlisi kendi çizdiği vizyona göre hareket ederken; kendisine saygılı olursa, evet yönetebilir.
         İnsan önce kendisine saygı duyacak, verdiği kararlara değer verecek, kendisiyle barışık ve stresi azaltmaya çalışacak, en azından deneyecek… Bunlar ne kadar zor olsa da gerekli olan durumlardır.

DEVAMINI OKUYAYIM

14 Şubat 2019 Perşembe

ÇARŞILAR

çarşılar
Ebu Üseyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam Nebit çarşısına gidip ona baktılar ve: "Burası size münasib bir çarşı değildir" buyurdular. Sonra bir başka çarşıya gidip baktılar. Yine: "Burası da size uygun bir çarşı değil" buyurdular. Sonra şu çarşıya döndü, içini dolaşıp (tedkik buyurdular) ve:
"İşte sizin çarşınız burasıdır! Sakın burası daraltılmasın ve burada (satış ve alış) yapanlardan vergi alınmasın" buyurdular."
Selman radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam: "Kim sabah namazına giderse, iman bayrağıyla gitmiş olur. Kim de çarşıya giderse o da iblis bayrağıyla gitmiş olur" buyurdular.

DEVAMINI OKUYAYIM

13 Şubat 2019 Çarşamba

BARIŞ

barış

Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (2/208)
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir. (2/228)
Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size, onların aleyhinde apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Eğer bir kadın, kocasının nüfuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/128)
Onlar için Rableri katında barış yurdu vardır ve O, yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir. (6/127)
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir. (8/61)
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. (10/25)
Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe düşmeyin. Allah, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez. (47/35)
Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür." (50/34)

DEVAMINI OKUYAYIM

12 Şubat 2019 Salı

SAHİBİNİN KURSAĞI

sahibinin kursağı

Kılıcıyla bütün Bizans’ı titreten Osman Gazi, sulh zamanında insanlara ve hatta hayvanlara da çok merhametliydi. Üzerlerine, taşıyamayacakları kadar yük yükletilmiş at ve eşeklerin sahiplerine çıkışır, pazarlara satılmak için getirilmiş hindi ve tavukların baş aşağı taşınmalarına, hele aç bırakılmalarına çok kızardı.
Bir gün bir Pazar yerini teftiş ederken, fakir bir köylünün önünde ki iki tavuğun kursağın yoklamış, bunları bomboş görünce adamı iyice azarlamıştı. Zavallı fakir köylü, gözlerine hücum eden yaşlara mâni olamadı ve Osman Gazi’ye: “Tavukların kursağında yiyecek var mı yok mu diye yokladın amma, bir de onların sahibinin kursağını yoklasaydın olmaz mıydı? Bende var mı idi ki de onları doyurayım, meramım tavukları satıp biraz yiyecek almaktı” dedi. Bu sözlerden son derece üzülen Osman Gazi, köylünün tavuklarını değerinin çok üzerinde bir bedelle satın alarak, adama yardım etti.

DEVAMINI OKUYAYIM